Ümit Doğan

Ümit Doğan


Vahdettin'in kaçtı mı sürgün mü edildi!

17 Kasım 2020 - 14:31 - Güncelleme: 17 Kasım 2020 - 15:49

Bu yazımda alternatif tarih safsatasının bilgi kirliliğine boğduğu Vahdettin meselesinin en basit ama en çok tartışılan meselelerinden birine açıklık getireceğim.

Soru şu: Sultan Vahdettin kaçtı mı, sürgün mü edildi?

1922 yılının sonlarına gidip neler yaşandığını hatırlayalım.

Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Türk milliyetçilerinin İstiklal Harbini kazanmasından sonra, zaferde zerrece payı olmayan İstanbul Hükümeti de Ankara Hükümeti’yle birlikte Lozan görüşmelerine katılmak istemiş, hatta Vahdettin görüşmelere sadece İstanbul Hükümeti’nin katılması için bazı temaslarda bulunmuş, olaylar sonunda saltanat kaldırılmıştı.

Saltanatın kaldırılmasıyla birlikte Vahdettin, İstanbul’dan ayrılma kararı alarak İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’dan yardım istedi. Elbette ki Vahdettin, sahip olduğu her şeyi geride bırakarak vatanı terk etmek gibi önemli bir kararı birdenbire almış değildi. Bu karar bir sürecin sonunda verilmişti.

Vahdettin, baştan sona karşı olduğu millî hareketin başarıya ulaşması durumunda kendisinin akıbetinin ne olacağı konusunu birkaç defa İngilizlere açmış ve gerek Damat Ferit kanalıyla gerekse bizzat yaptığı görüşmelerle nabız yoklamıştı.

İNGİLTERE'YE İLK SIĞINMA TALEBİ DAMAT FERİT'TEN
İngiltere’ye sığınma talebi konusundaki ilk müracaat 30 Temmuz 1919’da Damat Ferit’ten gelmişti. Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basmasının üzerinden birkaç ay bile geçmemişken yapılan bu görüşmede İngiliz Yüksek Komiseri Mr. Hohler ile görüşen Damat Ferit, kendisinin iktidardan ve Vahdettin’in tahttan ayrılmaları durumunda emniyetlerinden endişe ettiğini dile getirerek İngiltere’nin bu hususta kendilerine yardımcı olup olamayacağını sormuştu.

MİLLİYETÇİ DARBE KORKUSU
1920 yılının başlarında Vahdettin, milliyetçilerin bir darbeyle kendisini tahttan indirecekleri endişesine kapılıp saray muhafızlarının sayısını artırmış ve koridorlara nöbetçiler yerleştirmişti.

4 Ekim 1920’de ise hem Damat Ferit ve hem de Vahdettin akıbetlerinin ne olacağı konusunda İngilizlerle görüşmüşlerdi. İngiliz temsilcisi Amiral Sir J. De Robeck ile görüşen Damat Ferit milliyetçilerin iktidara geçmesi, kendisinin iktidardan ve Vahdettin’in tahttan ayrılması durumunda şeref ve haysiyetlerine halel gelmeden İstanbul’dan ayrılmalarına İngiltere’nin yardımcı olup olmayacağını kesin bir dille öğrenmek istemişti. Vahdettin de aynı gün De Robeck’e müracaat etmiş, tahttan çekileceğini söyleyerek İstanbul’dan ayrılması için yardım talep etmiş, Amiral De Robbeck “çok gizli ve şahsi” ibareli bir telgrafla durumu Earl Curzon’a bildirmiş, yapılması gerekenler konusunda Londra’nın görüşünü sormuştu.

İNGİLTERE: "TAHTTA KALMALISINIZ"
Gelen cevabi telgrafta Vahdettin’in kafasından tahttan çekilme düşüncesinin mutlak surette silinmesi gerektiği vurgulanmıştı. Mart 1921’de yine İngilizlere müracaat eden Vahdettin, Sir Horace Rumbold ile görüşmüş, tahtında kalmasının ancak İngiltere’nin kendisine iç meselelerin çözülmesi konusunda yardım etme sözü hâlinde mümkün olabileceğini belirttikten sonra konunun İngiltere Dışişlerine bildirilmesini ve kendisine kesin bir cevap verilmesini istemişti.

Mustafa Kemal ve milliyetçilerin kesin zaferiyle birlikte Vahdettin’in İstanbul’da kalma ümitleri de azalmıştı. Eylül 1922’de Sir Andrew Ryan ile görüşen Vahdettin, önceki görüşmelere göre daha karamsar bir tutum sergilemiş, şahsi güvenliğini gündeme getirmiş ve sığınma talebinde bulunmuştu. Eylül ayının sonlarına doğru yaptığı bir başka görüşmede ise milliyetçi hareketin İstanbul’a hâkim olma noktasına gelmeden önce kendisine haber verilmesini, böylece aile efradını ve yakın adamlarını alarak İstanbul’dan rahatlıkla ayrılabileceğini iletmiş, II. Abdülhamit’in akıbetine maruz kalmak istemediğini bildirmişti.

ACZ İÇİNDE DÜŞMANDAN YARDIM DİLENDİ
Herhangi bir olumsuz durumda İstanbul’dan ayrılma fikri öteden beri Vahdettin’in kafasının bir köşesinde yer bulmuş, gün geçtikçe olgunlaşmış, saltanatın kaldırılmasıyla da elzem hâle gelmişti. İstanbul’dan ayrılmaya kesin karar veren Vahdettin, 6 Kasım 1922’de Sir Horace Rumbold ile üç buçuk saatlik bir görüşme yaptı. Görüşmede ayrılma kararının kesin olduğunu bildiren Vahdettin, “bir avuç asi” olarak nitelendirdiği Mustafa Kemal ve milliyetçilerin kendisinden onlara boyun eğmesini istediklerini bildirdi. Şahsını feda etmeye hazır olduğunu ancak şeref ve haysiyetine hiçbir surette halel gelmesine müsaade etmeyeceğini ifade etti.

Acz içinde düşmandan yardım dilenen Vahdettin’e göre şeref ve haysiyet kırıcı durum, milliyetçilerin İstanbul’u ele geçirmesi durumunda tahttan indirilecek veya yargılanacak olmasıydı. Baştan beri izlediği teslimiyetçi politikanın, kendi milletinin verdiği istiklal mücadelesine alenen karşı çıkışının, bunlarında ötesinde bir İslam halifesi olarak İslam coğrafyasını hâkimiyeti ltında sömüren ve her fırsatta İslam düşmanlığı yapan İngiltere’nin elinde oyuncak durumuna düşmesinin şeref haysiyet kırıcı bir tarafı yoktu. Bütün bunlar açıkça gösteriyordu ki Vahdettin için düşman emperyalist Batı değildi, onun nazarında düşman Mustafa Kemal ve milliyetçilerden ibaretti.

Sir Horace Rumbold 6 Kasım 1922 tarihli son görüşmenin ardından Lozan Konferansı’na katılmak üzere İstanbul’dan ayrılırken Sir Andrew Ryan’dan Vahdettin’e İstanbul’dan ayrılmak istemesi durumunda Türkiye’deki Müttefik Orduları Başkomutanı General Sir Charles Harrington ile haberleşmesi gerektiği mesajının ulaştırılmasını istedi. Aynı gün akşamı bu bilgi Vahdettin’e ulaştırıldı.

"VAHDETTİN'İN HAYATI TEHLİKEDE BİR AN ÖNCE İSTANBUL'DAN AYRILMALI"
Bu saatten sonra Vahdettin İngiliz yetkililerle görüşmelerini eski kayınbiraderi ve Mızıka Komutanı Kaymakam Zeki Bey ve özel doktoru Reşat Paşa vasıtasıyla sürdürdü. General Harrington’u ziyaret eden Zeki Bey, bu ziyareti Vahdettin adına yaptığını, Vahdettin’in hayatını tehlikede gördüğünü ve İstanbul’dan bir an evvel ayrılabilmesi için yardım rica ettiğini iletti. Görüşmede konaklama ve yeme içme masraflarının bizzat Vahdettin tarafından karşılanacağı da belirtilmişti.

İngiliz yetkililer konudan emin olmak için Doktor Reşat Paşa ile görüşmek istediler. Dolmabahçe açıklarında demirlemiş bulunan İngiliz Malaya gemisinde yapılan kısa görüşmede Reşat Paşa, Vahdettin’in hayatını tehlikede görerek İstanbul’dan kesin surette ayrılma kararında olduğunu ifade etti. Zeki Bey’le irtibata geçmeleri gerektiğini söyledikten sonra, Zeki Bey’in Yıldız Sarayı Camii’nin yakınlarındaki evinin yerini özenle tarif etti. Ertesi akşam Zeki Bey’i evinde ziyaret eden General Harrington’ın yaveri Teğmen Kendall ve Mr. Matthews, Vahdettin’in ne zaman ve nereden hareket edeceği konusunu müzakere etmeye başladılar.

İNGİLİZLER, VAHDETTİN'TEN YAZILI BEYAN İSTİYOR
İngilizler, Padişah’ı gizlice kaçırıyorlarmış gibi bir izlenim vermemek için Vahdettin’den İstanbul’dan ayrılmak istediğine dair yazılı bir belge istemişlerdi. Böyle bir belge alabilirlerse sömürgelerinde yaşayan Müslümanlara karşı suçlu duruma düşmeyeceklerdi. Vahdettin İstanbul’dan ayrılarak İngilizlere sığınmak istediğini bildiren yazılı belgeyi ertesi sabah Zeki Bey vasıtasıyla General Harrington’a ulaştırdı.

“Mabeyn-i Humayun-i Mülukane ve Serkurenalık Dairesi Dersaadet İşgal Kuvvetleri Komutanı General Sir Harrington Cenaplarına; İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devleti fahimanesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahalli ahara naklimi talep ederim efendim. 16 Kasım 1922 Halife-i Müslimin Mehmet Vahdeddin”

İstanbul’dan ayrılmak üzere 17 Kasım 1922’de sabah erkenden saraydan çıkıp Beşiktaş’a inen Vahdettin ve maiyeti, saat 08.30 civarında Tophane önlerindeki askerî üsse ulaştı. Burada General Harrington tarafından karşılanan Vahdettin, derhâl “Yıldırım” adlı buharlı gemiye, oradan da “Malaya” adlı savaş gemisine geçirildi. Malaya, Vahdettin’in binmesinin ardından kısa süre sonra Malta’ya gitmek üzere hareket etti.

Vahdettin, hayatını milliyetçilerin eline teslim etmemek için vatanını terk ettiğini açıklamış ve bunu “hicret etmek” olarak değerlendirmişti: “Saltanattan ayrılmam ve vatanı terk etmemin sebebi özellikle savaş sonrasındakiler olmak üzere umumi harpten sonra yaptıkları işten dolayı hesaba çekilmesi gerekenlerin önündeki mesuliyet korkusundan dolayı değil, fakat bilakis hayatımı kanun tanımayan insafı olmayan ve hatta hakkın müdafaa olunmasını kabul kabiliyetinden dahi mahrum bulunan kimselerin eline teslimden sakınmak içindi. Bu, Allahu Teâla’nın ve aklı selim kimselerinde kabul etmediği bir şeydir. Ayrıca bu davranışta ‘güç yetirilemeyen şeyden uzak durmak peygamberin sünnetindendir’ ifadesinin delalet ettiği şeye müvekkilim Hazreti Peygamber’in hicretine iktida vardır.”

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Kahraman Galip
    1 hafta önce
    Vahdettin nasıl bir korkak olduğunu, İstanbul'u tek kurşun atmadan teslim ettiği ingilizlere nasıl sığındığını anlatan tarihi bir belge niteliğinde bu yazı. Ümit Bey'in kalemine sağlık. Yine İngiliz sevdalısı sözde Osmanlıcı yazarlara tokat gibi inen bir çalışma olmuş.

Son Yazılar