Ümit Doğan

Ümit Doğan

[email protected]

Necip Fazıl Kısakürek gerçekleri? Necip Fazıl Kısakürek kimdir

25 Mayıs 2021 - 14:36 - Güncelleme: 25 Mayıs 2021 - 19:50

Necip Fazıl neden Atatürk ve devrimlerin düşmanı oldu?

Hayranları pek bilmez, 1943 yılına kadar Atatürk’ün ve devrimlerini savunan, Cumhuriyet düşmanlarına göz açtırmayan bir Necip Fazıl Kısakürek vardı.

Kubilay’ın ölümünde mesela…

1934 yılının Aralık ayında Ankara Türk Ocağı’nın yaptığı Kubilay’ı anma toplantısında “Gözüme görünen şeyi açıkça kaidesiz, tertipsiz ve imasız söylüyorum. Eğer inkılabı zayıf tutarsan, eğer inkılabın yüreğini, hassasiyetini ve sinirlerini temsil etmezsen, bıçağın ters tarafı ile yirmi dakikada kesilen Kubilay'ın kafasında sana tevcih edilen akıbeti seyredebilirsin. Türkiye nüfus kütüklerindeki softa ve mürtecinin yeşil kanını kurutacaksın. Bu kadar." demişti.

1938’de Atatürk’ün ölümü üzerine şunları yazmıştı:

“Benim gözümde birbirine bağlı iki işin sahibi iki Atatürk var. Zaman tasnifinde bunlardan biri düşmanın denize dökülüşüne, öbürü bugüne kadar sürer. Biri ölüm hükmü giymiş bir milleti şahlandırdı. Mucize çapında bir başarıyla madde ve askerlik planında muzaffer kıldırdı. Öbürü, bir an evvelki ölüm tehlikesini doğuran sebepler âlemine karşı harekete geçti, fikir ve cemiyet planında yeni bir bünye inşasına girişti. Milli kahramanın ölümü önünde duyduğumuz matem hissini tek bir emniyet duygusu ile teselliye muktediriz. Teknesinde Atatürk'ü yoğuran Türk milleti daima Atatürk gibi kahramanlara ihtiyaç duyacaktır.”

Mayıs 1943’te Necip Fazıl, Büyük Doğu isimli bir dergi kurduğunu ve CHP ölçülerine uygun yayın yapacağını söyleyerek CHP’den dergi için 5000 lira para istedi. Aynı dönem CHP’den milletvekili adayı oldu. Bu sürede Atatürk'ü öven yazılar yazdı. Büyük Doğu'nun dokuzuncu sayısını “Atatürk’ün Altın Anahtarla Açtığı Son Fabrika Kapısı. Şimdi Onun Ruhu Aynı Anahtarla Türk’ün Zafer Kapısında” başlıklı kapakla çıkartan Necip Fazıl, derginin onuncu sayısında da "Atatürk dirilecektir" başlıklı bir yazı kaleme aldı.


“Bir gün Atatürk dirilecektir!!! Evet, lâf ve hayal, yahut fikir ve remz âleminde değil, doğrudan doğruya madde ve hakikat dünyasında Atatürk hayata dönecektir!!! Bir gün Atatürk, Etnografya müzesindeki taş sandukasının kapağını omuzlarile kaldırıp, ufkî vaziyetten şakulî hale geçecek; ve sırtında mareşal üniforması, Ankarada Atatürk bulvarında görünecektir!!! Bir gün onu, kâfurîden yontulmuş asîl ve mevzun parmaklarile kılıcının kabzasını kavramış, zarif ve ince endamile bir masaya eğilmiş ve gök gözlerile dünya haritasını süzmeğe başlamış olarak göreceğiz!!! Bugün, dünya muhasebe ve muvazenesinde Türk milletine ait hakların terazi kefesinde görüneceği andır!!! İşte o gün başımızda bulunacak olan şahsiyet, günün gerektireceği üstün kurtarıcılık vasıflarına göre, ruhile olduğu kadar maddesile de Atatürk’ten başkası olmıyacaktır. Zira, Türk milletinin içindeki Atatürk’lerin harekete geçmelerile, onun sandukasını devirip bu Atatürk’lerin derisi içine yerleşmesi ayni ana rast gelecektir.”




Necip Fazıl umduğunu bulamamış, milletvekilliği başvurusu kabul edilmediği gibi, dergi için istediği para da gönderilmemişti. CHP'li olmak kârlı bir iş değildi. O ne yaptı çizgisini değiştirdi. Büyük Doğu'da Atatürk'ü, devrimleri ve dönemin hükümetini eleştirmeye başladı. Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Dergisinde yaptığı zararlı yayınlar hükümetin gözünden kaçmamıştı.


Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nün Şubat 1944 tarihli raporunda Necip Fazıl'ın Büyük Doğu dergisinin İngiltere devlet politikasına hizmet ettiği yazıyordu. Necip Fazıl 1947'de Atatürk'e hakaret içeren yazıları nedeniyle yargılandı. Necip Fazıl'ın Atatürk'e hakaret etmesini içine sindiremeyen Türk halkı sokağa indi, çok yerde protesto mitingleri düzenlendi.


Necip Fazıl daha sonra Demokrat Parti lehine yazacağını söyleyerek Adnan Menderes’ten çok defa para istedi. 26 Aralık 1956’da Menderes’e yazdığı bir mektupta “Ben ki her şeyi uğrunuza riske etmiş, her defa mükemmel eseri vermiş ve bu kadar tecrübe ve çileden geçmiş bir adamım.” diyor ve ekliyordu:

“Haftalardır Ankara'nın bu hücra ve münzevi otelinde cinnet buhranları içinde çırpınmaktayım. Bütün istediğim zarara birkaç bin zamla 20 bin lira temininden ibarettir. Bunca muvaffakiyetten sonra uğratıldığım bu hal ve düştüğüm şeref kırıklığı hayatıma mal olabilir.” 

14 Ocak 1958’de yine Menderes’e gönderdiği bir mektupta ise şunlar yazılıydı:
"Ben hastayım. Şekerliyim. Ayrıca çıldırmak üzereyim. Bütün hastane halime acıyor. Bu vaziyette emrin uzaması benim ölüme ve cinnete terk edilmem demektir. Başıma bir hal gelecek olursa Allah'a, Türk Milletine ve "Allah bir" diyenlere karşı hesap nasıl verecektir. Kadiri mutlakın üzerine yemin ederim ki yalan söylemiyorum, mübelağa etmiyorum, rol oynamıyorum, edebiyat yapmıyorum."



14 Haziran 1958’de ki mektubu ise “Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lire tahsis olunursa...” diye başlıyordu.

Örtülü ödenekten Necip Fazıl’a verdiği paralar, Yassıada’da ki mahkemede Menderes’in başına bela olmuştu.

Başbakanlık tarafından ajans, gazete ve dergilere ödenen yaklaşık 700 bin liranın 147 bin lirasının sadece Büyük Doğu’ya aktarıldığı mahkemede belirtiliyordu. Mahkeme Başkanı Salim Başol’un bu miktarın fazla olduğunu söylemesi üzerinde Menderes paraların bir kerede verilmediğini ifade ediyordu. Başol, “Necip Fazıl’ın yazılarının memleket yararına mı ki?” diye sorduğunda Menderes’in bu soruya verdiği cevap salonda gülüşmelere neden olmuştu:

 “Onun memleket yararından ayrıldığını gördüğümüz an münasebeti kestik. Uzun zaman münasebeti kesiyoruz tekrar geliyor, düzelteceğim, doğru gideceğim diyor, o şekilde devam ediyor.”

Necip Fazıl daha sonraları MHP saflarına yanaşacak ve sıkı bir ülkücü olacaktı. Yalan yanlış tarih tezleriyle gerçek tarihi nasıl tahrip ettiği meselesine girmiyorum bile.
İşte üstad (!) Necip Fazıl'ın hikayesi… 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • dayı
    6 ay önce
    Teşekkürler
  • Ayla Özkaya
    9 ay önce
    Şimdiki dönek politikacılar gıbı yağmur nereye yağsa tarlayı oraya koymuş.Hocam verdıgınız belgeli bilgıler harika.Teşekkürler.