Anasayfa
  • Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Medya
  • Teknoloji
  • Kültür-Sanat
  • Sağlık Yaşam Eğitim
  • Ara
  1. Köşe Yazarları
  2. Gülcan Havva Eraslan
  3. "Şiddet" Boğulması yaşıyoruz
Yayınlanma: 02 Haziran 2020 - 19:45

"Şiddet" Boğulması yaşıyoruz

02 Haziran 2020 - 19:45
TAKİP ETTAKİP ET
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
"Şiddet" Boğulması yaşıyoruz
Gülcan Havva Eraslan
[email protected]

ABD’de ırkçılık kokan bir cinayetin ardından yaşananları pürdikkat izliyoruz.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de şiddet, dur durak nedir bilmiyor.

Örgütlü, provokatif şiddetler bolca konuşuluyor.

Kara propagandalar için, şiddet meze ediliyor.

Bir insanın öldürülmesi, sosyal medyada gündem olmamışsa zaten konuşulmuyor. Bu hafta sosyal medya hesaplarımızda kendine birkaç iletilik yer bulabilen, ülkemizdeki şiddet olaylarından bazılarını kısaca hatırlayalım.

Erzurum’da iki aile arasındaki arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada, 5 vatandaşımız öldü, 4 vatandaşımız yaralandı. Oysa miras olayı 1930’larda çözülmüştü. Kadınlar niye hâlâ eşit miras alamıyor? Kadına tarla miras kalmış korkusundan gidemiyor, kullanamıyor. Dayak yiyen veya ölecek olan insanın mülkiyet hakkı olabilir mi? Satmaya kalksa alacak bulamıyor. Müşteri olabilecekler korkuyor. Belalı yeri kim alır? Sonra arazi anlaşmazlığı, cinayeti...

Özellikle kırsaldaki adliyelere gidin, mülkiyet hakkı sorununun hâlâ maddî, manevî ve şiddete varan sonuçlarını gözlerinizle görün.

Adam yaralamak, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak gibi, vücut bütünlüğü dokunulmazlığını ortadan kaldırmaya yönelik suçlardan, onun üzerinde kaydı bulunan boksör Ahmet Kemaloğlu; sevgilisi Zeynep Şenpınar’ı, defalarca bıçaklayarak öldürdü. Zeynep Şenpınar 15 gün önce şiddet gördüğü için, adliyeden yardım istemiş, sonra da şikâyetini geri çekmişti.

İşine gitmek için evinden çıkan Gülnur Kocabaş, erkek arkadaşı olduğu iddia edilen kişi tarafından sokak ortasında, 5 el ateş edilerek öldürüldü.

Uyuşturucu satmak, gasp, adam yaralama gibi suçlardan sabıkalı suç makinesi; kontrol noktasında polisin dur ihtarına uymayarak Diyarbakır’da 1 polisimizi şehit etti.

Sokağa çıkma yasağının olduğu gün; Bursa’da iki ailenin silahlı ve bıçaklı kavgasını ayırmaya giden polislerimizden biri, pompalı tüfekle yapılan atış sonucu, boğazından ve başından vurularak şehit oldu. Aynı olayda kavga eden 2 kişi öldü, 4 kişi de yaralandı.

Ankara’da Barış Çatak isimli gencimiz arabada müzik dinleyenlere "ezan okunuyor sesini kısın" diyor ve yaşanan kavgada bıçaklanarak öldürülüyor.

Liste uzayıp gidiyor...Ne yazık ki kanıksanmış şiddet, gerçeğimiz hâline geldi. Peki ne oluyor da bu kadar kolay cinayet işleniyor? Neredeyse her yıl yapılan hukuk reformları, değiştirilen kanunlar, çıkarılan yönetmelikler, neden bir türlü kanımızı oluk oluk akıtan şiddeti durdurmaya yetmiyor?

Suç işleyen profillere baktığımızda, büyük kısmının geçmişinde çok kabarık bir suç kaydı hemen göze çarpıyor.

Öyle az buz suçlar değil, adam yaralamak, uyuşturucu ticareti, cinayet, gasp... Geçmişlerinde beş, on ve üzeri sayıda suç kaydı gördüğümüze göre, cezaların fazla caydırıcı olmadığı âşikâr.

Bir de bunun mağdur cephesi var. Özellikle kadın cinayeti mağdurlarının profillerine baktığımızda önemli bir kısmının öldürülmeden önce, birçok kez adlî makamlardan yardım istediğini görüyoruz.

Sokak ortasında satırla öldürülmesiyle Türkiye’nin ayağa kalktığı Ayşe Tuba Arslan, tam 23 kez, “Can güvenliğim yok beni koruyun!” diye savcılıktan yardım istemişti. Savcının bu konuda yetki ve görevi yok. Yazı vali-kaymakama havale ediliyor. Onlar da hiçbir şey yapmıyor, zîra düzenlenmiş bir usul yok.

Polis karakolunda kalarak can güvenliğini sağlamak isteyen ama çaresizce karakoldan ayrılan ve yarım saat sonra, kızının gözü önünde boğazı kesilen Emine Bulut’u da koruyamamıştık.

8 aylık hamile karısını bıçaklayarak öldüren katile ağır tahrik indirimi uygulandı. Hanımını dövüp sonra da üzerine kaynar su dökerek haşlayan caniyi, savcımız, tutuklanması için hâkimliğe bile sevk etmeye gerek duymadı. Hamile eşi ve çocuğunun yüzüne plastik eritip damlatan, boğaz kesen, 6 ayda nasıl serbest kalıyor? Bir insanın boğazını keseni, 6 ayda tahliye eden hâkim; o kişinin tahliye olduktan sonra, cinayet işlediğini öğrenince, acaba kendisini TCK’nin hangi maddeleriyle haklı çıkardı?

Mağdurları ve failleri değişen bir kısırdöngü gibi.

Koruma, saldırıdan önce olmalı ki yaşam hakkı muhafaza edilebilsin. Mağdur, yaşamak için sonsuz bir çaba gösterirken duyarsız kalan adliye, o yaşamını kaybettikten sonra harekete geçinde adı “korumak” mı oluyor?
Peki, yaşama hakkının temeli olan vücut bütünlüğü dokunulmazlığı?  

Yargı neden bu en temel hakkı gözetmiyor, yok sayıyor? Cezaların caydırıcılığının olmadığı, olanın da caydırıcılığının yitirildiği bir yerde, şiddet önlenebilir mi?

Şimdi, şiddetin mağduru kadınları, çocukları ve erkekleri koruyamadık mı, el birliğiyle korumadık mı?
Vücut bütünlüğü dokunulmazlığına yönelik suçlar beden kadar, hatta daha fazla psikolojiye zarar vermekte.
Bu suçların en büyük mağduru da kadınlar, çocuklar ve kanuna uyma alışkanlığı olan insanlardır.

Dile getirme alışkanlığımız olmasa da kanuna uyma alışkanlığı olan erkekler de çok mağdur.

Bireylerin vücut bütünlüğü korunmayan bir toplumda en büyük sonuç; fertlerin ihkakı hakka yönelmesi, toplumun adaleti Allah’a havale etmesi ya da şiddeti meşru görmesidir.
 

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • İcat ettiğiniz dinde niye devleti soymak günah değil? - 04 Ekim 2022
  • Türklük üzerine yürütülen organize çalışmayı açıklıyorum - 25 Şubat 2022
  • Suriyeli bir kadının ortalama çocuk sayısı 5.7 - 08 Ocak 2022
  • Ümmetin çocuklarına sahip çıkacağız derken Türk çocukları nasıl heba edildi! - 14 Aralık 2021
  • Kakofoni deryasında savrulan Türkiye - 01 Kasım 2021
  • Türkiye'den kaçmak isteyen göçmenleri zorla tutmak insanlık suçu! - 18 Ekim 2021
  • Bizi 'Türk Milleti' yapan bağlar sürekli hızarlanıyor! - 10 Ekim 2021
  • Kilis'ten sonra Gaziantep de elden gidiyor! - 28 Eylül 2021
  • İl il çarpıcı değerlendirmeler: Türkler nasıl azınlık haline geliyor! - 31 Ağustos 2021
  • Galiba Suriyeli ev sahibi Türkler sığınmacı - 14 Ağustos 2021
  • Göç siyaseti, siyaseti göç ettirmek üzere - 30 Temmuz 2021
  • Göç hareketlerinin Türkiye'ye yönlendirilmesi arkasındaki korkunç plan! - 15 Temmuz 2021
  • Depremin Merkez Üssü Elmalı - 02 Temmuz 2021
  • Eski Türkiye'de hukuk sistemi, kör-topal, ağır-aksak olsa da işliyor, vatandaşa güven veriyordu! - 24 Haziran 2021
  • Biden'dan Türk Kırımı! - 28 Nisan 2021
  • Gece yarısı demokrasisinde şeyhlerin, cami imamlarının adını ezberler olduk! - 28 Mart 2021
  • Üniversitelerin nasıl terörist yuvası yapıldığını unuttuk mu sanıyorsunuz? - 11 Mart 2021
  • Suriyelilerin Türkiye'ye maliyeti 71 milyar dolar! - 27 Şubat 2021
  • Bir avuç seçilmişin elinde oyuncak olan Türkiye! - 13 Şubat 2021
  • Aklını huriler ve kadın bedeni ile bozmuş dindatörler dönemi! - 06 Şubat 2021
  • 1
  • 2
  • 3
Köşe Yazarları
Lucescu da göçtü bu dünyadan...
Batuhan Çolak
Lucescu da göçtü bu dünyadan...
Emre Yükselen
Emre Yükselen
Osmanlı'nın Bizanslı Şehzadesi: Şehzade Halil
Şeyh Said isyanında Ermeni Agop'un işi ne!
Ümit Doğan
Şeyh Said isyanında Ermeni Agop'un işi ne!
Çok Okunan Haberler
NATO liderlerine Beştepe'de Türk mutfağı ziyafeti: İşte menü..
NATO liderlerine Beştepe'de Türk mutfağı ziyafeti: İşte menü..
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş, cezaevi günlerini anlattı
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş, cezaevi günlerini anlattı
CHP'de 7 il başkanı daha görevden alındı
CHP'de 7 il başkanı daha görevden alındı
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Medya
Teknoloji
Kültür-Sanat
Sağlık
Yaşam
Eğitim
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Günün Haberleri
Arşiv
Hava Durumu
Nöbetci Eczaneler
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Medya
  • Sağlık
  • Siyaset
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Hava Durumu
  • Nöbetci Eczaneler

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.