Gülcan Havva Eraslan

Gülcan Havva Eraslan

[email protected]

Bizi 'Türk Milleti' yapan bağlar sürekli hızarlanıyor!

10 Ekim 2021 - 15:51 - Güncelleme: 10 Ekim 2021 - 15:59

Kronikleşen yeni anayasa tartışmaları, müslümancılık yapan güç sahiplerinin elinde kurulan her masaya getiriliyor. Hedefi de Türklük ve Türk kimliği. Türkiye; egemenliği elinden alınmış Türk milleti yerine ümmet (!) hayali kuranların idaresinde, 2023 menziline doğru hızla yol alıyor.

Geçtiğimiz haftaya Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkanvekili ve Eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Dindar bir anayasa olmalı, ilk 4 madde ise değişebilir." çıkışı damgasını vurdu. Her ne kadar daha sonra yaptığı açıklama ile sözlerim çarpıtıldı dese de fiiliyattaki uygulamalar, bu ifadelerin bir çarpıtma değil, yürünen menzil (egemenliği elinden alınmış Türk milleti) için yapılması elzem olan değişiklikler olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyordu.

Yine “yeni anayasa” tartışmaları kapsamında ilginç cümlelerin sarf edildiği, arka kapılardan al gülüm ver gülüm pazarlıklarının yapıldığı günlerden geçiyoruz. Demografimiz (nüfus yapımız), sosyal hayatımız, sessiz işgal göç yoluyla dizayn edilirken, siyasetimiz de etnisitecilik üzerinden şekillendirilmeye çalışılıyor.

Bütün bu tartışmaların odağında;
CHP: “Kürt sorununda muhatap HDP'dir.”

HDP: “Muhatap İmralı'dır. (Sezai Temelli, yaptığı düzeltme ile hem İmralı hem de TBMM’yi çözümün adresi olarak gösterdi.)

Gelecek Partisi: “Kürt sorunu vardır. Bunu da ancak biz çözeriz.” dedi.  Ayrıca Gelecek Partisi Kurucusu ve Yönetim Kurulu üyesi Cuma İçten: “Kürt Sorunu değil Kürt Hakları! Benim gibi Kürt vekiller AK Parti’yi bu nedenle bıraktı!”

Deva Partisi: “Kürt meselesi vardır ve çözümün adresi siyasettir.”

İYİ Parti: HDP'li TBMM Başkanvekili oturumları yönetiyor ve hepimiz de onun yönetimine katılıyor muyuz? Bu meşru mu, gayrımeşru mu tartışmasına en iyi cevaptır.”

AKP: “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik.”

MHP: "HDP'yi meşru organ görmek demek, PKK'yı muhatap almak demektir. HDP, meşru bir organ değil, terör örgütü PKK'nın mazbata almış maskeli hâlidir. Türkiye'de Kürt sorunu diye bir sorun yoktur. Var diyen, olduğunu ısrarla dayatıp iddia eden kim varsa kalbi Türk milletiyle bir atmayan namertlerdir."

İmralı cezaevi mahkûmlarından Öcalan'ın avukatları: “Kürt sorununun kalıcı çözümü için en önemli muhatap müvekkilimizdir.”

Kandildeki teröristler: “Muhatap HDP’dir, çözüm yeri de Meclis’tir.”

Bütün bunlarla birlikte millî kimliğimiz Türklük ile kalubeladan beri hasım olanlar, inlerinden çıkmış, etnisitecilik üzerinden Türkiye’yi Irak ve Suriye’deki gibi bir ateş çemberinden geçirmek istiyor. Geçmişte yapılan ve adına (S)açılım denilen çözü(LME)m sürecinde yaşatıldığımız, şehirlerimizden canımızla, tank ve tüfeğimizle teröristleri ortadan kaldırmak zorunda bırakılışımız tüm çıplaklığıyla ortada. Yeni çözüm süreci başlar mı başlamaz mı bilinmez ama bir el; hem demografik, hem siyasî, hem de hukukî olarak bizi Türk milleti yapan ve çelikten halat gibi birbirimize bağlayan bağları sürekli hızarlıyor.

Anayasanın ilk dört, 6 ve 66’ncı maddeleri, egemenliği Türk milletine ve millî kimliği olan Türklüğe mühürlüyor. Yine 10’uncu maddesindeki “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” hükmü gereğince Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan her Türk vatandaşı, eşittir. Eşitliğinin de teminatı Türkiye Cumhuriyeti devletidir

Buna karşın Ali Babacan 25 Eylül’de yaptığı bir açıklamada “Çocukların oynadığı alanlarda panzerler geziyorsa, yoğunlukla Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı şehirlerde belediyelere kayyumlar atanıyorsa, ülkemizde hâlâ ana dili hakkı tartışılıyorsa bir mesele var demektir. Bu meselenin adı da Kürt meselesidir.” ifadesini kullanarak önce çift dillilik, sonra da “Sözde Sığınmacılar” eliyle çok dilliliğe gitmesi arzu edilen, millî kimlik ve Türk milleti yerine, etnisiteler üzerinden yürütülen politikaların temsilciliğine soyunduğunu yine ikrar etti.

Oysaki Türkiye’de yaşayan her Türk vatandaşı için ana dil Türkçedir. Ana dilini ise arzu eden herkes özgürce konuşabilmektedir. Ana dil ve ana dili arasındaki farkı ise bu köşede geniş bir şekilde değerlendirmiştim.

Bireylerin dili, dini, ırkı vb. vasıfları ayrıcalık tanınması ya da üstün olmasına cevaz vermez. Adaletin tesisi ve erişiminde, eğitimde, sağlıkta, ekonomide bir sorun varsa bu adı ve gruplaşma sebebi ne olursa olsun gruplar ya da etnisitelere has değil, Türk milletinin ve yurttaşlarının ortak sorunudur. Bir eksiklik varsa bireylerin hepsinde vardır aksi takdirde sorun yok demektir. Türkiye’nin kurucusu ve bânisi Ulu Önder Atatürk devletin kuruluşunda; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” diyerek noktayı koymuştur.

Bazen 28 bazen de 36 etnisite sayıp cümleye Kürt Türk, Laz.... diye başlayanlar, zihinlerimize ektikleri bölücü tohumların meyvesini toplamanın hevesindeler. Hâlbuki bu tohumlar hem daha fidan bile olmadılar hem de ektikleri toprak, yani Türk milleti, bunu reddetmektedir. Bu gerçeğe rağmen de dine endekslenmiş bir dış politika ekseninde, gerçekliğinden kopuk, etrafımızdaki gelişmeleri doğru okuyamayan kişiler elinde Türkiye oradan oraya savruluyor.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar