Gülcan Havva Eraslan

Gülcan Havva Eraslan

[email protected]

Göç hareketlerinin Türkiye'ye yönlendirilmesi arkasındaki korkunç plan!

15 Temmuz 2021 - 11:32

Tavşana kaç tazıya tut deyimindeki gibi bir ahvâl içerisinde, ne yöne bakacağımızı şaşırmış vaziyette Türkiye’deki gelişmeleri takip etmeye çalışıyoruz. Gündem, gün içerisinde bile en az iki kez değişiyor ama Türkiye’nin en stratejik ve öncelikli sorunlarından biri olan göç, iktidarın tüm örtüleme faaliyetlerine rağmen değişmiyor, gizlenemiyor.

Yaklaşık 40 yıldır dünyanın en istikrarlı göç veren ülkesi Afganistan, en istikrarlı şekilde göç alan ülkesi de Türkiye’dir. Türkiye; AKP iktidarının izlediği yanlış politikalar ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun, AB ile vardığı 18 Mart 2016 Mutabakatı ile Batı’ya göçü durduran, açık göçmen kampı bir ülke olmayı taahhüt etmiş durumdadır. Bu taahhüt, özellikle deniz yoluyla Avrupa’ya geçenlerin geri kabul ve birebir formülü kapsamında Türkiye’ye gönderilmesiyle hayata geçmiş, Avrupa ile olan tüm kara sınırımıza Çin Seddi gibi, beton bloklar dikilmesi suretiyle de kampın etrafı çevrilerek hâlâ yürürlüktedir.

Resmî rakamlara göre 7 milyon sığınmacı sayısıyla, dünyanın en fazla göçmen barındıran ülkesi Türkiye’dir. Ve yine dünyanın en büyük ve açık göçmen kampı hâline getirilen Türkiye, 1,5 milyon kişi olacağı tahmin edilen yeni bir göç operasyonu ile, demografik işgalin hızlandığı tarihî günlerini yaşıyor. Hâlihazırda  ülkelerin rejimlerinin ve sınırlarının değiştirildiği, hedefinde Türkiye’nin de olduğu, işleyen BOP planı çerçevesinde bilek güreşindeki ABD ve Çin, büyük nüfus hareketlerini teşvik ediyor.

Emperyalizm de Türkiye için üç aşamalı göç planlıyor. İlk basamak Suriyeliler ile tamamlandı. İkinci basamak belli bir amaç ve plan dâhilinde içinde kadın, çocuk ve yaşlı bulunmayan sadece seçilmiş erkeklerden oluştuğu anlaşılan Afgan göçü ile devam ediyor. Son aşamada da gelecek 10 yıl içerisinde, özellikle Kuzey Afrika’dan başlayacak olan ve en az 20 milyon kişinin iklim mültecisi olacağı öngörülen göç hareketiyle tamamlanacak.

Resmî rakamda 3.6, gayrıresmî rakamda 5.3 milyon Suriyeli’den sonra, tamamını belli yaş aralığındaki genç erkeklerin oluşturduğu 1,5 milyon Afgan’ın Türkiye’ye göçü hız kazandı. Türkiye’nin ise ne ekonomik ne sosyolojik olarak artık bu göç akınlarının altından kalkması mümkün değildir. Buna karşın savaş, şiddet ve terör ortamında doğmuş, büyümüş, şiddeti ve suçu özümsemiş son derece travmatik bir ruh hâline sahip Afganların sayısı Türkiye’de hızla artıyor. Bunlardan bir kişinin bile Avrupa’ya gidemeyeceği biliniyor. Zaten gelenler de Avrupa’ya gitmek istemiyor. O zaman niçin Türkiye’ye geliyor ve yönlendiriliyorlar sorusu hayati önemde izaha muhtaç, cevap bulmayı bekliyor.

Sınır güvenliğinin kalmadığı, her gün seçilmiş binlerce genç erkeğin elini kolunu sallayarak ülkemize girişini gösteren videolar da, Türk milletini dehşete düşürmeye başlamıştır. Sadece belli yaştaki erkeklerin Türkiye’ye gelmesiyle ilgili dile gelen iddialar da son derece vahim. Devletin kurumları sorgulanıyor, güvenlik zafiyetinin bazı şer odaklarının iştahını kabarttığını bilmek için de azıcık gözlem yetiyor. Hafızalarımız ve cüzdanlarımız da, 21. yüzyılın kavimler göçü sayılan Suriyeli göçünün acı etkileri ile bizi yüzleştiriyor.

Suriye, sınır komşumuzken Afganistan ile aramızda binlerce kilometre, oldukça da engebeli dağlar var. Komşumuz İran üzerinden elleri kolları dolu şekilde günlerce yürüyerek geldikleri iddia ediliyor. İran üzerinden yüz binlerce kişinin hiçbir engelle karşılaşmadan soluğu Türkiye’de alabilmesi de oldukça düşündürücü. Hâliyle İran’ın bu göçü neden engellemediği, Türkiye tarafından da İran’a bu göç hareketini neden engellemek için hiçbir çaba harcamadığının sorulmadığı ilginç günler yaşıyoruz.

Stratejik göç mühendisliği yönetimi ile Türkiye, içeriden sessizce dizayn edilip işgale hazır hâle getiriliyor. Türkiye halkını oluşturan Türk milletinin, birbiriyle etle tırnak gibi olan ve aslâ bir iç savaşa mahâl vermeyen yapısı, göç hareketleri ile ayrıştırılmak isteniyor. Etnisite ve mezhep çatışmalarının bünyesini zehirlemesine acı örneklerine rağmen hiçbir zaman izin vermeyen Türk milleti, hızla kimliksizleştiriliyor. Ulusumuzu simgeleyen Türk milleti yerine, çok milletli ve çok dilli ulus yapısı göç hareketi ile sistemleştiriliyor.

Osmanlı’nın son yılları ve Cumhuriyet tarihinde Türkiye’nin göç politikası ulus kimliğini gözeterek, Türk milletinin millet olma vasfına en ufak zarar vermeyecek şekilde planlanıp uygulanmıştır. 1990’lı yıllara kadar Türkiye, büyük topluluklar hâlinde kendisine doğru olan göç hareketlerinde Türk kültüründen, Türk ve akraba soylu kişiler olmasına son derece önem vermiştir. Mübadeleler, Ahıska Türkleri, Balkanlar ve Bulgaristan’dan gelen göç hareketi bunun için Türk toplumunun yapısını, ekonomisini ve kültürünü bozmamıştır.

Bunun en önemli sebebi, Asya’nın Çin’e kadar olan kısımında, emperyalizme karşı bağımsızlık mücâdelesi veren ve bağımsızlığını kazanarak kendi devletini kuran tek halk olmasıdır. Türk milletinin, millet yapısını, Türk milleti olma vasfını bozacak emperyal müdahalelere izin vermemektir. Uygulanmasından vazgeçilen bu politika, vazgeçilene kadar Türkiye’yi emperyalizmin gadrinden korumuştur.

Son 10 yılda göç hareketleriyle, Türkiye’de yaşayan nüfusun %10’unu (sadece Suriyeliler şu an ülke nüfusunun %5’ini oluşturuyor) kimliksiz, aidiyetsiz, kaçak, çok dilli, çok milletten oluşan bir yapı hâline getirdiler.

Devletin yönetim  sistemi ve rejimi değiştirildi. Yapılan bu değişikliklerle âdeta yönetilemez hâle gelen bir Türkiye var. Ekonomisi iflas etmiş, parasının değeri kalmamış, tarımı, sanayisi ithalata endekslenmiş, yüksek işsizliğin ve güvenlik zafiyetinin hâd safhaya ulaştığı, askerinin Libya’dan Afganistan’a kadar yollandığı bir Türkiye var edildi. İyi yetişmiş nitelikli gençlerini beyin göçü olarak Batı’ya kaptırırken gözünü şiddete, teröre ve savaşa açan milyonlar Türkiye’de Türk milletine rağmen iskân ediliyor. Türk kimliğine açılan savaş ve büyük göç hareketleri ile Türkiye, adım adım Türksüzleştiriliyor.

Tüm bu politikalarla ve hatalarla birleşen emperyalizmin bu büyük göç hareketi, Türkiye’yi, bir vatan kaybettiğimiz Balkan Savaşları ortamına adım adım götürüyor. Asya Hunlarının imparatorluklar yıktıran göçünün bir benzeri, Türk milletinin merhameti istismar edilerek içimizdeki işbirlikçileri eliyle Türkiye’yi yıkmak için icra ediliyor.

Vakit, bu yıkıma dur deme vaktidir.
 

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • Ali İhsan Sağlam
    2 hafta önce
    Güzel yazınız için çok teşekkür ederim. Türkiye'de yazınızın son bölümünde ifade edildiği gibi Hedefin Türksüz Türkiye olduğu gayet açık. Mevcut siyasi irade bilerek veya bilmeyerek göz yumuyor. Tehlikenin farkında olmadıklarını düşünüyorum. Bir asır önce Yahudilerin Filistin'e göçü ve gelinen yer belli iken neden hala tedbir alınmaz anlamak mümkün değil. Tez zamanda akıl başa gele tedbir alına.
  • Furkan
    2 hafta önce
    Yazınız çok güzel emeğinize sağlık...fakat her şey için çok geç BOP final Türkler kaybetti.
  • Kasım
    2 hafta önce
    Yaşıyorsak ve bunları biliyorsak daha kaybetmedik demektir.
  • Çiçek Hanım
    2 hafta önce
    Ağzınıza sağlık ! Türk ! Titre ve kendine gel !

Son Yazılar