Gülcan Havva Eraslan

Gülcan Havva Eraslan


Adaletsizlik ve Nepotizm Virüsü...

17 Haziran 2020 - 22:13

Mart ayı ile birlikte hâkim olmaya başlayan koronavirüslü korku tüneli gibi günler, yerini 1 Haziran itibarıyla “yeni normalleşme” sürecine bıraktı.

İnsanlar arasındaki mesafeler ortadan kalkıp, maskeler ağız burun kapatmak yerine çenede, sarkan gerdanları, gıdıları toplasın diye kullanılınca, son bir haftadır yeni vaka sayılarında patlama yaşanıyor.

Tıbbî olarak görece başarılı yönetimin yanında; dünyada eşi benzeri görülmemiş şekilde düşük faizli konut, araba, tatil, evlilik paketi kredi kullanımları, virüsle mücâdelede şimdilik maskeye galip gelmiş görünüyor.

Maske kullanımında halkımız maskeyi nasıl ki amacı dışında kullanıyorsa, alınan tedbir ve açıklanan paketler de, gerdanlık almaya yönelik gibi.

Bu yöntemin başarısını(!) hep beraber yaşayarak göreceğiz.

Ne var ki uzun yıllardır muzdarip olduğumuz adaletsizlik ve nepotizm (kayırmacılık) virüsüne ise bir çare bulunamıyor. Zaten buna çare arayan da yok!..

Aynı isimler devletin en önemli kurumlarında Türkiye’de liyakat sahibi hiç kimse kalmamış gibi dört beş yere atanıyor.

Hayvanat bahçesi müdüründen TÜBİTAK’ın yöneticiliğine atanan da oldu.

Sahte lise diploması iddiası ile hakkında dava açılan üniversite mezunu güreşçinin, banka yöneticisi olanı da. KPSS’de Türkiye birincisi olup atanamayan da var, adrese teslim ilanlarla memur olan da.

Farklı farklı kurumlarda uzman adı altında çalışıyor gösterilip işe gitmese bile üç maaş alan da.

Adaleti sağlayacak, adalet dağıtacak bazı hâkim ve savcı adayları, daha mesleğe başlamadan torpil arıyor, hak yiyor, kanunu çiğniyor. Bu ise Meclis’in salonuna kadar kanıksanmış ve normalleştirilmiş şekilde gazetelerde haber oluyor. Sonra da hak yiyen, adaletsizlik yapan, siyasetin güdümüne giren bu kişi ve kişilerin adaleti sağlamasını bekliyor; öğlen güneşinde, mumla arar gibi, adalet arıyoruz!..

Bazı meslek gruplarında, mülakat aracılığıyla, anadan babadan çocuğa miras gibi geçen referanslı memuriyetler var. Belli tarikat ve cemaatten ya da adı hepimizce mâlûm birkaç vakıf ve STK’den değilseniz, liyakatınızla bir yere gelmeniz artık neredeyse imkânsız.

Devletin yönetim anlayışında, nepotizm o kadar kanıksandı ve kurumlaştırıldı ki; tepkimiz mizahını yapmakla sınırlı kalıyor.

Mizahta da biraz ileri giderseniz, dört duvar arasında dinlenmeye(!) çekilmeniz işten bile değil.
Her gün ardı ardına ortalığa saçılan yolsuzluk, talan, kayırmacılık yetki ve görevini kötüye kullanma karşısında âdeta sinirlerimiz felç oldu. Adalet mekanizması da, bunun karşısında elleri cepte, havaya bakıp ıslık çalarak yürüyen insan gibi!..

Kamu adına; Türk milletinin vergileriyle inşa edilen yolların, barajların, hava alanlarının, okulların vb. olması gereken maliyetlerinin çok üzerinde bedelle yapıldığına dair haberler, her gün basında yer alıyor. Bununla birlikte, küçük bir deprem veya biraz şiddetli bir yağmur malzeme eksikliği olduğunu da ortaya koyuyor. Hâl böyle olunca işini namuslu ve dürüst şekilde yapanlar da töhmet altında kalıyor.

Devletin kaynaklarını kullanarak iş yapmak da herkesin harcı değil. Özel ve önemli bir ayrıcalığınız olmalı. Mesela millete, o meşhur küfürü etmekle işe başlayabilirsiniz!..

Davet usulü kişiye özel ihalede eğer fiyat düşük tutulmuşsa derhâl iptal edilip, vatandaş aleyhine daha yüksek maliyetle, ihale yeniden aynı kişiye veriliyor. Hadi canım mı diyorsunuz? Çok eski değil daha bir iki gün önce, Çiğdem Toker uzun uzadıya son örneğini yazdı.

Nasılsa kimse hesap sor(a)mıyor, kimse de zaten hesap vermiyor.

Askerimiz, polisimiz, korucumuz için Türk milletinin yaptırdığı güvenlik kuleleri; bırakın ağır silaha, bombaya dayanmayı, Bingöl’deki gibi orta ölçekli bir depremde bile ayakta kalamıyor. İlgili amir, bürokrat, bakanlık, vekil, kişi ve kurumlar taziye mesajı yayımlayıp geçiyor. Kimse bunun hesabını sor(a)mıyor.

Nepotizm virüsü dört bir yanımıza sirayet etmiş, geçmişimizi geleceğimizi yok ederken hiç korkmuyoruz.

Basit ve uygulaması kolay hijyen tedbirleriyle yenebileceğimiz koronavirüs, korkudan ödümüzü patlatıyor. Doğru(!) tabii, birincisi toplumu yok ederken öbürü “Beni” tehdit ediyor.

Ne güzel demiş şair:
Celladına âşık olmuşsa bir millet,
İster ezan dinlet, ister çan dinlet
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet
Müstahaktır ona her türlü zillet!
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum