Ümit Doğan

Ümit Doğan


Atatürk'ün ikinci savaşı başlıyordu: "Namus cephesini güçlendirmeliyiz"

29 Ekim 2020 - 13:54

30 Ekim 1923.

Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra Atatürk’ün İsmet Paşa’ya yazdığı bir mektup vardır. Çok, ama çok kıymetli bir mektuptur bu. Memleketin acı durumunun bir özetinin yapıldığı, hasta adamın nasıl ayağa kaldırılacağının, vatanın nasıl bayındır hale geleceğinin bir reçetesidir bu mektup.

Mektupta şöyle der Atatürk İsmet Paşa’ya:

“Sevgili Paşam,

Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.
Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.
Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun.
Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyor. Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408.
Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, NAMUS CEPHESİNİ GÜÇLENDİRMELİYİZ. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.
Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz.
Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.
Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!


Yedi düvele karşı bir zafer kazanılmıştı ama esas savaş şimdi başlıyordu.

Medeniyet ve kalkınma savaşı. Fabrikalar görmek istiyordu Atatürk, Sabiha Gökçen’e anlatmıştı tek tek. Ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler görmek istiyordu.

Sağlıklı, gürbüz çocuklar görmek istiyordu. İyi giyimli, yüzleri sararmamış, dalakları şiş olmayan çocuklar. Osmanlı döneminde medeniyet yalnızca İstanbul’a kadar gelebilmişti.

İstanbul’da ne medeniyet varsa yurdun her tarafının aynı medeniyete kavuşturulmasını istiyordu. Türkiye’nin her tarafı bayındır ve refah içinde olmalıydı.

Bunu yapmanın yolu ise, İsmet Paşa’ya yazdığı mektupta belirttiği gibi namus cephesini güçlendirmekten geçiyordu. İyi eğitimli, namuslu, liyakatli bir yönetici kadro kurup durmadan çalışmakla ancak başarılabilecek zor bir hedefti onunkisi…

Namus cephesi güçlendirilince kalkınma hamleleri birbiri ardına gelmeye, yüzyıllardır öksüz kalan Anadolu hızla kalkınmaya başladı.

1924’te Ankara’da kurulan Fişek Fabrikasıyla başlayan sanayileşme süreci Gölcük’te kurulan Tersane, Uşak ve Alpullu’ya açılan Şeker Fabrikaları ile devam etti. Bünyan Dokuma Fabrikası, Kırıkkale Mühimmat Fabrikası, Kırıkkale Çelik Fabrikası, Ankara Çimento Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Kayseri Uçak Fabrikası, Kayseri Pamuklu Fabrikası, Bursa İpekli Dokuma Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası gibi onlarca fabrika kuruldu. Bu fabrikaların her biri Osmanlı’nın enkazı üzerinden filizlenen, kurulduğu yeri yeşertip şenlendiren birer cumhuriyet çiçeği idi.

Devrimler birbiri ardına geldi. Eski, köhneleşmiş kurumlar kapatıldı. Yerine çağın gereksinimlerine uygun modern kurumlar açıldı. Yasalarda yapılan düzenlemelerle Türk insanı hak ettiği değere yeniden kavuştu. Kayseri’de yaptığı yerli uçağı komşu devletlere hediye eden bir Türkiye vardı artık. İnsanları tebaa değil vatandaş olan, kadınları seçme ve seçilme hakkına sahip, onurlu bir Türkiye.

1933 yılında, cumhuriyetin onuncu yıl dönümünde yaptığı konuşmada Türk milletine seslenen Atatürk, medeniyet yolunda kaydedilen bu gelişmeleri “az zamanda büyük işler yaptık” diyerek özetliyor ve ekliyordu:
“Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.”

Atatürk’e göre az zamanda yapılan büyük işlerin içinde en büyüğü Cumhuriyet'in ilan edilmesiydi, çünkü Cumhuriyet olmadan diğer yeniliklerin hayata geçmesi mümkün değildi.

Cumhuriyetimizin 97. Yılı kutlu olsun!

YORUMLAR

  • 0 Yorum