Gülcan Havva Eraslan

Gülcan Havva Eraslan

gulcan_82mnk@hotmail.com

Meclis'e sunulan şok Suriyeli raporu!

05 Aralık 2020 - 15:59 - Güncelleme: 05 Aralık 2020 - 17:33

Türkiye’mizde yaşananlar insanları bezdirmeye başladı.

Nasıl olmasın ki, ekonomi son derece kötü bir hâlde. Adaletin kırıntıları bile ortadan kaldırılmaya başlandı. Eğitim ve sağlık alanındaki eşitsizlikler ayyuka çıktı. İşsizlik oranı çok yüksek bir seviyeye erişti. Vatandaş hem parasızlık hem de pahalılık yüzünden temel yaşam malzemelerine uzaktan bakar durumda. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de siyasilerin sürekli ve kasıtlı olarak kullandığı dil ve üslûp, vatandaşı patlamaya hazır bir bomba hâline getiriyor.

Böyle bir ortamda vatandaş; ekonomi, adalet ve Suriyelileri, sorunları arasında ilk üçte gösteriyor. Ama Türkiye’nin siyaset kurumlarına baktığımızda ise bu üç temel meselenin çözümü pek de bir şey ifade etmiyor.

Ekonomi ve adalet ayağı üzerine göstermelik de olsa söylemlerde bulunulsa da, hem muhalefet hem iktidar söz konusu Suriyelilerin huzur ve sükûn içinde ülkelerine dönmeleri olunca lâl oluyor.

Mesele Suriyelilerin Türkiye’de kalıcılaştırılmaları ve Türkiye ile uyumlu hâle getirilmeleri olunca da temsil ettikleri vatandaşın ne düşündüğünü hiç önemsemiyorlar. Tam da bu minvalde TBMM çatısı altında Göç ve Uyum Alt Komisyonunda Prof. Dr. Murat Erdoğan tarafından Suriyeliler Barometresi 2019 raporundan bir sunum yapıldı. Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye uyumu ve entegrasyonu üzerine vekiller, uzun uzadıya bilgilendirildi.

Raporda son derece çarpıcı detaylar var. TBMM’de yapılan bilgilendirmede, Suriye’de her şey yoluna girdiğinde bile, Suriyelilerin çok büyük bir kısmının Suriye’ye dönmeyeceği ve Türkiye’nin bu kişilerin uyumu, entegrasyonu yani kalıcılaştırılması için projeler üretmesi gerektiği vurgulandı. Suriyeliler Türkiye’de çok mutlu, Suriyeliler Suriye’ye dönmek istemiyor, Suriyeliler Türkiye’de kalıcı ve Türk toplumu bunu kabullenmek zorunda, yakın zamanda sadece Suriyelileri dikkate alan partiler kurulacak vb. birçok cümle ile bu durum kamuoyuna duyuruldu.

En çarpıcı cümle ise Prof. Dr. Murat Erdoğan’dan geldi: “Türkiye toplumunun(!) büyük kısmının Suriyelileri reddetme eğiliminde olduğunu belirterek, Türk toplumunun uyum sağlamayı reddeden hâli Suriyelilerin gettolaşmasına imkân sağlıyor, yeni bir milliyetçilik yaratacaklar ve bu milliyetçiliğin ötekisi de Türkler olacak diye endişeliyim.” dedi.

Aynı günlerde Şanlıurfa’nın bir yerel gazetesinde “Urfalı kadınların Suriyeli kuma sorunu” başlığında çok da önemsenmeyen bir haber yayımlandı. Buna benzer bir soruna Suriyeli sığınmacılar meselesini incelediğim yazı dizimdeki Sığınmacıların sosyokültürel ve ekonomik etkileri başlıklı makalemde yer vermiştim.

Gaziantep, Kilis, Hatay gibi Suriye’ye yakın ve Suriyeli nüfusun Türk vatandaşlarını yer yer geçtiği illerde, ucuz iş gücü olarak Suriyelileri istihdam etmek kadar yaygınlaşan bir durum daha var. İki ve daha fazla kadınla beraber yaşama, reşit olmayan Suriyeli kızlar (AFAD 2014 raporuna göre evlenme yaşı 15) nikâhsız olarak, evlilik adı altında yaşça büyük erkeklerle birlikte olmaya zorlanmakta. Nikâhsız beraberliklerin yaygınlaşması ile hem Türk hem de Suriyeli kadınların miras hakkı, mal edinimi ve doğan çocukların kimliği, velayet gibi konuları bir problem yumağı hâline dönüşüyor.

Bazı bölgelerde Suriyeli kadınlar, Türk kadınları için depresyon ve kaygının ana kaynağı.

Suriyeli genç kadınlar konusunun, bölgedeki Türk kadınları arasında ciddî kaygılar yarattığı da gözlemleniyor. Bu düşüncenin sebep olduğu toplumdaki gerilim sebebiyle Gaziantep ve Kilis’te boşanma ve depresyona giren kadın sayısının ciddi şekilde arttığı tespit edilmiş.

Resmî rakamlara göre kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı, 25 Kasım 2020 itibarıyla 3 milyon 638 bin 288 iken, Türkiye’de her yıl 100 bin Suriyeli bebek doğuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Türkiye’de ve Suriye’de “baktığımız” Suriyeli sayısının 9 milyon olduğunu ifade etti. Türkiye’de doğan toplam Suriyeli bebek sayısı ise 600 bin. Türkiye nüfusu hızla yaşlanıyor ve doğurganlık hızımız son derece düşük.

Bununla birlikte Suriyelilerin doğurganlık hızının bu kadar yüksek olmasının sorun oluşturmayacağı dile getirilerek, büyükşehirde yaşayan Suriyeliler ilerleyen yıllarda "Bu kadar çok çocuk yapmayacak" deniyor. Bu iyi niyetli yaklaşım büyük hata olur. Birkaç yıl içinde nüfusun %5’ine ulaşan bir kesimden bahsediyoruz.

Avrupa Birliği Delegasyonu da 24 Kasım’da “Yaklaşık 700 bin çocuğun okul sistemine entegre olmasını sağlayarak büyük bir başarıya imza attığınız, Suriyeli çocukların Türk okullarına devam etmesine katkıda bulunmanız ve Covid döneminde tüm çocukların eğitimlerini sürdürebilmeleri için çalıştığınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyoruz.” açıklamasında bulundu. İlköğretim çağında önemli bir kesiminin Türkçe bilmediği gerçeğinden yola çıkarsak bu eğitimin, nasıl ve hangi dil(ler)de yapıldığı meselesinin de dikkatlerden kaçırıldığı görülüyor.

Suriyelilerin kalıcılaştırılmasının planlamasının konuşulduğu aynı günlerde AK Parti Milletvekili Ahmet Sorgun: "Türkiye'de ekonomik kriz yok, iş beğenmeme var. Suriyeliler olmasa sanayi, Afganlar olmasa hayvancılık biter" açıklamasında bulunarak Suriyeli sığınmacıların ve kaçak Afganların ucuz iş gücü olmalarına destek verdi. Üstelik bunu Türkiye’de, her evde en az bir kişinin işsiz olduğu, gençlerimizin işsizlik rekoru kırdığı bir zamanda dile getirmekte beis görmedi.

Ülkemize her yıl 400 bin civarında Somali’den Etiyopya’ya kadar uzanan ve yanlış bir isimlendirmeyle Afgan adını verdiğimiz düzensiz göçmen grupları geliyor. Bunların 250 bin kadarı geldikleri ülkelere iade ediliyor. Ülkemizin bu kadar büyük bir göçe maruz kalması da apayrı kanayan bir yara ve bunu da tüm yönleriyle detaylı olarak ele almak gerekiyor. Tabi ilgili kurumların sınırlarımızdan her yıl yarım milyon civarında yasadışı nasıl geçiş olduğunun açıklamasını yapmasını beklemek de hayâl.

Görünen o ki Türk Milleti, iktidar ve muhalefet eliyle, Suriyelilerin Türkiye’de bulunmalarını sağlayan geçici koruma statülerine aykırı şekilde kalıcılaşmalarını, kabul etmeye zorlanıyor. Bunu da uyum ve entegrasyon diyerek yapıyorlar. Araştırma sonuçları da gösteriyor ki Türkler, Suriyelilerin ülkelerine huzur içinde dönmesini arzu ediyor ve siyaset kurumunun da artık bunu dikkate alması gerekiyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum