Doç. Dr. Levent Akçay

Doç. Dr. Levent Akçay

levent.akcay@dunyagoz.com

Türkler İslam'ı nasıl kabul etti; Kılıç zoruyla mı, davetle mi?

26 Kasım 2020 - 19:01 - Güncelleme: 26 Kasım 2020 - 21:42

‘Türkler kılıç zoru ile İslamı kabul etmediler, kılıç zaten Türklerin elindeydi’. Bu konuda zaman zaman derin tartışmalar görürsünüz. Türkler İslam’a girerken gerçekten katledildi mi?

Bu yazıda iki tarafı da savunmadan gerçek tarihi kayıtlara dayanarak bilgi aktaracağım.

Konuyu anlayabilmek için ilkokuldan beri bize anlatılan bir cümleden yola çıkalım: ‘Biz Türkler Orta Asya’dan Anadolu’ya geldik’.
Geçenlerde sosyal medyada ‘Orta Aysa neresi?’ başlıklı bir anket yapmıştım.
% 67 oran ile Altay dağları cevabı gelmişti. Oysa yanlış.
Doğru cevap Horasan. %26 oranında bu şık işaretlenmişti.
Twitter gibi kültürlü kesimin kullandığı bir medyada takipçilerin bu kadar yüksek oranda yanlış şıkkı işaretlemiş olması aslında düşündürücü. Bu nedenle bugün anlatacağım konuya da toplumun % 76’sının karşı çıkması kaçınılmaz görünüyor. Biz konumuza başlayalım.
Orta Asya, peygamberimiz Hz. Muhammed zamanında Hazar denizi ile Maveraünnehir arasında kalan bölgedir. Bu bölgede Hazar denizinin güneyi Taberistan, Hazar denizi ile Maveraünnehir arası Dihistan, Horasan, Maveraünnehir’in güneyi  ise Toharistan yerleşim yeridir.
Horasan olarak tabir ettiğimiz Orta Asya tümlemesi  Farsça Hor ‘güneş’ ve Asan ‘gelen, doğan’ kelimelerinden oluşarak ‘Güneşin doğduğu yer, Güneş ülkesi’ anlamını taşır.

Maveraünnehir ise Hazar denizinin daha doğusunda Ceyhun (Amu derya) ve Seyhun (Siri derya) nehirleri arasında kalan bölgedir ve anlamı ‘nehrin ötesi’dir. Günümüzde ‘suyun ötesi’ tanımlamasına benzer.  ‘Suyun ötesi’ günümüzde Trakya’da Meriç ırmağının batısı anlamında sıkça kullanılmaktadır.

MS 652 yılında Horasan ile şimdiki Afganistan’ın kuzeyi ve batısı zaten Müslümanlarca kısmen ele geçirilmiş durumdaydı. Fakat bölgede yoğun bir Türk yerleşimi yoktu. Bölgede Akhun’lar (Eftalitler) bulunuyordu. Arap Ahnef orduları ile son Sasani kralı III.Yezdigerd’i kovaladı ve bölgeyi İslam devletine bağladı. Bugün yanlış bilindiği üzere Horasan ve Maveraünnehir Türk bölgesi değildi.
O tarihlerde yoğun olarak Soğd halkının yaşadığı bir bölgeydi. Maveraünnehir’e  Soğdiyana adı verilmişti. Zaman içinde Soğd’lar bölgede bir çok savaş ve isyan sonrasında millet olarak ortadan kalktılar. Soğd’lar İrani bir halktır.

MS 641 yılı civarında ise yine bu bölge Batı Göktürk İşbara Yabgu’ya bağlı olarak yaşamlarını sürdürürken (günümüzde Soğdca konuşan sadece 30 kişi olduğunu düşünürsek) İslam orduları tarafından boşaltılan bu bölgeye akınlar yaparak yaşamlarını sürdüren Oğuzların ileri bir tarihte bölgeye yerleştiğini anlayabiliriz.

Bu dönemlerde Horasan ve Maveraünnehir’ e İslam ulaşmasına rağmen bölge yoğun olarak Budacılık, sonradan Uygur dini olan Maniheizm, İran dini olan  Zerdüştlük ve Nestüri Hristiyanlığın kolkola gezdiği bir bölge görünümeydi. 
Bu bilgiler Taberi ve Ya’kubi nin o devri anlattığı bilgilere dayanır. Emeviler zamanında sanıldığı gibi Orta Asya ve Maveraünnehir Türk bölgesi değildir. Hatta Ya’kubi Buhara’yı Arap ve Acem ülkesi olarak anlatır. Daha doğudaki Taşkent’i bile bu bölgeye ekler ve Türklerle sınırı Taşkent olarak çizer. Taşkent’i sınırda Türklerle savaş yapılan yer olarak belirtir.
İbn Fazlan’da 921 senesi itibari ile Harezm bölgesinde Türk bulundurmaz ve Türk illerini Aral’dan kuzeye koyar. Fakat gerek Horasan gerekse Maveraünnehir  zaman zaman Türklerin Yabguluk alanıdır. Yani vergi olarak bağlıdırlar.

Şimdi gelelim katliam ile anılan Cürcan’a. Cürcan Horasan’ın batısında Hazar denizinin güneyinde küçük bir kaledir. Halkı Farisidir. Şehri ‘Türklerden korumak için yüksek surlarla çevirmişlerdir’ Bölge İrani halktır fakat yukarda anlattıklarımıza istisna olarak bölgede Sül ya da Sul adıyla anılan ve muhtemelen bir Göktürk prensi veya beyi olan, akınlar yapan macerecı bir Türk Tigin vardır. Taberi, Sül’ün şehirleri viran ettiğini ve bir yerde konaklamadığını ama Harezm bölgesinde her an karşınıza çıkabileceğini bildirir. Sül, Oğuz değildir çünkü Oğuzluk  8. Yüzyıldan sonra gelişmiş durumdur.

Hz.Ali ile Muaviye arasındaki çekişme yüzünden Cürcan bir süre sadece vergiye bağlanır ama Muaviye hakimiyeti eline aldığında Cürcan’ın içinde bulunduğu Taberistan’a  Hübeyre’yi gönderir. Arap orduları savaşta tamamen yok olur. Yezid bin Mühelleb ise 715 senesinde bir sene önce Doğu valisi Haccac’a bağlı olan ve yeni halife Süleyman’a  isyan eden Kuteybe ile savaşmaya giderken Sül ile karşılaşır. Savaşırlar yenişemezler ve barış yapılır.
İşte bu barışın ardından Yezid bin Mühelleb, Cürcan’ı alır. Bu bilgiyi de Belazuri’den öğreniyoruz. Sül , Cürcan’a karışmamış Yezid Cürcan’ı almıştır. Yezid Cürcan halkından 14.000 kişiyi katleder ama bunları Farisidir. Cürcan aslında küçük bir kaledir, şehir değildir. Burada şehri Yezid kurdurtur. Küçük bir kalede 14.000 kişinin katledilmesi bu nedenle bir soru işaretidir. Yezid daha sonra Emeviler tarafından hapse atılır ve onu kurtarmak için Sül’ü yardıma çağırır. Eğer Türkler katledilmiş olsaydı Sül Tigin ve ordusu nasıl olabilirdi?

TALAS SAVAŞI
Bir diğer konu da Talas savaşıdır. 751 yılında, Talas savaşında bugünkü Kırgizistan topraklarında Talas nehri civarında Abbasiler ve Karluklar birlikte Çinlilere karşı savaşarak zafer kazanırlar. Fakat bu birlikteliğe rağmen Karluklar 200 sene sonra Müslüman olacaklardır. Kaybedilen bir savaş sonucu İslam’a geçmemişlerdir.

705 yılında Horasan valisi yapılan Kuteybe ise Maveraünnehir’e doğru sarkarak Akhunların başı Nizek Tarhan ile birlikte Fergana ordusunu yener. Bir süre sonra Nizek Tarhan’la arası bozulur ve Nizek Afganistan’a kaçar. Kuteybe bölgenin Toharistan yabgusunu devre dışı bırakarak Nizek’ e destek veren Talkan’a saldırır. Şehir halkının çoğunluğunu asar. Toharistan’ı elde eden Kuteybe  Buhara, Semerkant ve Taşkent’i alır. Kuteybe bölgenin tüm diğer din kitaplarını yaktırır.

Biruni, Kuteybe için ‘Rahipler katledildi, kitaplar yakıldı ve bölge cahilleşti’ der.
714 yılında hamisi Haccac ve ardından halife Velid ölünce yeni halife Süleyman ile sorun yaşamaya başlayan Kuteybe isyan eder. Kuteybe kendi birlikleri tarafından öldürülür. Öldüğünde onun yanında savaşanlar Araplar değil Soğd asilzadeleridir.

Uzun lafın kısası Emeviler zamanında Horasan ve Maveraünnehir Türk halkının yoğun yaşadığı bir bölge değildir.

Maveraünnehir’de yöneticiler Türk olsa da halk Soğd halkı, Taberistan ve Cürcan ise Farisi halkı idi. Türkler çok sonra Satuk Buğra Han döneminde (924-955) İslam’ı kabul ettiler.

Öncesinde ise Musevi Hazarlar’da halkın bir kısmı İslam’ı seçmiş ama devlet dini hiçbir zaman İslam olmamıştı. Arap orduları ile en çok savaşanlar da öz be öz Türk olan Hazar Türkleri idi. Osman Karatay’ın da belirttiği gibi ‘Türkler kılıç zoru ile İslamı kabul etmediler , kılıç zaten Türklerin elindeydi’

YORUMLAR

  • 0 Yorum