Anasayfa
  • Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Medya
  • Teknoloji
  • Kültür-Sanat
  • Sağlık Yaşam Eğitim
  • Ara
  1. Köşe Yazarları
  2. Batuhan Çolak
  3. Haydi, Suriye'ye giriyoruz!
Yayınlanma: 01 Temmuz 2015 - 15:14

Haydi, Suriye'ye giriyoruz!

01 Temmuz 2015 - 15:14
TAKİP ETTAKİP ET
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Haydi, Suriye'ye giriyoruz!
Batuhan Çolak
[email protected]

Türkiye’nin sınır bölgesinde ciddi bir değişim süreci yaşanıyor.

Nasıl oldu da işler bu noktaya geldi, Türkiye askeri müdahaleyi son seçenek olarak görmeye başladı.

Bunun yanıtlarını verebilmek için bölgedeki çıkar hesaplarını ve güç dengelerini iyi okumak, Türkiye’nin yakın dönem dış politikasını doğru yorumlamak gerekiyor.

ESAD İÇİN KARTLAR YENİDEN AÇILDI

Yıllardır Suriye yönetimini elinde bulunduran Esad ailesinin yönetimden çabuk bir şekilde uzaklaşabileceği ve Türkiye’yle ilişkileri gelişmiş yeni bir Suriye’nin oluşacağı düşünüldü. Ancak işler tahmin edildiği gibi gitmedi. Esad’ı istemeyen gruplar olduğu kadar, yıllardır rejim sayesinde zenginleşen, silahlanan gruplar da vardı. 

Esad’ın gitmesi durumunda, (Irak örneğinde olduğu gibi) bölgenin tüm kaynaklarının ABD tarafından kontrol altına alınma ihtimali ortaya çıktı.

Devreye Rusya ve İran girdi. Hiç olmadığı kadar Esad’a yakınlaşıp, destek verdiler. 

Türkiye ise Esad’ın gidişini hızlandıracağı düşüncesiyle (çözüm sürecinin de etkisiyle) PKK’nın Suriye kolu olan PYD ile yakınlaştı, lideri Salih Müslim devlet başkanı gibi Ankara ve İstanbul’da ağırlandı, örgütün silahlı militanları Türkiye’de tedavi edildi, Kobani’ye gönderilen yardımlar Kızılay’ın araçlarıyla taşındı.

Bu sırada yıllarca Osmanlı yönetiminde kalmış, Türk tarihinde önemli bir yeri olan, nüfusunun yarısını Türkmenlerin oluşturduğu Halep gibi şehirler perişan edildi. Tarihi eserler, külliyeler, camiler teker teker patlatıldı, bombalandı, insanlar öldü.

Suriye’nin kuzeyinde oluşan yönetim zafiyetini Türkiye’nin de onayladığı PYD ele geçirdi. Sonrasında PYD’nin asıl sahipleri ortaya çıktı. ABD, PYD’ye ‘koalisyon güçleri’ adı altında hava ve karadan destek verdi. 

Türkiye’nin büyük önem atfettiği Özgür Suriye Ordusu ise yüzlerce milyon dolarlık yardıma rağmen başarısız oldu.

Çünkü sonradan üretilmiş, suni, tarihi, ideolojisi olmayan bir yapıydı. Değer yargıları Esad’ı devirmekten ibaretti.

Ancak elemanlarının yetersizliği, mahallelerden toplanan silahlı gücü kısa sürede etkisini yitirdi, çok başlılık oluştu. 

IRAK’A GİRMEDİK ŞİMDİ SURİYE’YE GİRELİM

ABD, 2003 yılında Irak’ı ikinci kez işgal etti. AK Parti tek başına iktidara geleli 1 yıl bile olmamıştı. 1 Mart tezkeresi olarak tarihe not düşülen oylama ile birlikte Türkiye’nin ABD ile birlikte Irak’a girmesi Meclis kararıyla reddedildi. 

Müslümanların canına, malına kast edenlerle ortak olunmadığı, Mehmetçiğin Ortadoğu çukuruna savrulmadığı iddia edildi. 

Ancak kazın ayağı öyle değildi. 

İncirlik Üssü’nden havalanan ABD uçakları binlerce Müslüman’ı canından, kardeşinden, evinden etti.

Irak’ın kuzeyi Barzani’ye, merkezi yönetimi Talabani’ye bırakıldı. 2002 yılında bitme noktasına gelen PKK, Irak’ın kuzeyinde yeniden canlandırıldı. 

Peşmerge oldu bize ‘Bölgesel devlet başkanı’…

2002-2005 yılları arasındaki basın arşivine girip bakıldığında AK Parti hükümetinin peşmerge ve Barzani ailesine yönelik son derece sert söylemlerde bulunduğu görülüyor. 

“Barzani sabrımızı taşırma, peşmerge kendine gel, haddini aştı, küstah, hain, PKK ile işbirliği içerisinde” gibi söylemler bizzat dönemin dışişleri bakanı, diplomatlar ve Başbakan tarafından söyleniyordu. 

Şehitler gelmesin diye girmediğimiz Irak’tan, reddettiğimiz tezkerenin 3 sene sonrasında PKK’lılar gelmeye başladı. Sactan ve tenekeden ibaret olan sınır karakollarımızı bastı. Onlarca şehit verildi.

O zaman Irak’a girilseydi ve bilhassa TSK’nın gücünün kanıtlanacağı kuzey bölgede tampon bölge oluşturulabilseydi bugünkü tablo belki hiç yaşanmayabilirdi.

Bir diğer seçenek de şu olabilirdi. Bölgeye girmeyip sonu belli olmayacak bir maceraya atılmak yerine, sınır güvenliği sağlanabilirdi. Barzani ve avanesinin devlet haline gelmesi engellenebilirdi. Göz göre göre değiştirilen Türkmenlerin vatanları hakkında girişimler yapılabilirdi.

Kısacası bölge tamamen ve bile bile Barzani-PKK ortaklığına terk edildi.

SURİYE’YE GİRELİM, GİRMESİNE DE...

Gelinen son durumda Irak’ın kuzeyinde Kürtlerin mutlak hakimiyeti ortaya çıkmış durumda. 

Şimdi de Suriye’nin kuzeyinde PYD eliyle bu sağlandı. Çok hızlı bir şekilde ABD, İngiltere, Almanya onaylı bir Kürt koridoru açıldı.

Sonrasında da “Yanımızda devlet kurmaya çalışanlara hiçbir şekilde müsaade etmeyiz, TSK göreve hazır” şeklinde konuşulmaya başlandı.  

Kısacası Türkiye her an Suriye’ye girebilir mesajları en üst protokolden dile getiriliyor.

Askeri müdahale demek, savaş demektir, ekonomik kayıp demektir, ama yeri geldiğinde mutlak gerekliliktir.

Ama sorulması gerekiyor.

Daha önce aklımız neredeydi? 

‘NEDEN’LER

Neden, PYD’nin bu denli güçlenmesine müsaade edildi?

Neden, işler bu noktaya getirilmeden milli bir dış politika benimsenemedi?

Mısır’da Rabia’ya ağlanırken aynı tutum kendi soydaşlarımıza gelince neden sürdürülmedi?

Neden, çözüm süreci adı altında PKK’nın bölgeyi ele geçirmesine göz yumuldu?

Neden, Türk istihbaratı bölgedeki gelişmeleri daha önce göremedi, kestiremedi?

Neden, PYD’nin yöneticileri, silahlı güçleri yaralandıklarında Türkiye’de tedavi edilmeye devam ediyor?

Neden, Müslüman kanı akmasın diye çırpınırken, mitingler, gösteriler, eylemler yapılırken, İncirlik’ten kalkıp Irak’ı bombalayan ABD uçakları görmezden gelindi?

Unutulmasın ki Suriye ve Irak’ta işler bu noktaya gelmeden Türkiye ağırlığını koyabilir en azından bugün müdahale etmeyi planladığı PYD’ye göz açtırmayabilirdi.

PYD’ye müdahale edilmesi durumunda tetikte bekleyen Türkiye’deki PKK’nın silahlı unsurları için de acil eylem planının nasıl işleyeceği de ayrı bir sorun olarak karşımızda duruyor.

O yüzden aklı başında, ayakları yere basan, teoriden ziyade pratik uygulanabilirliği olan bir dış politika, bununla birlikte yurt genelinde asayişi sağlayacak bir iç politika oluşturulması gerekiyor.

Tüm bunların yanı sıra siyasi iradenin ‘devlet geleneği’ bilen bir kimlikte, karakterde olması gerekiyor.

Kolay kazanılmayan ve sürekli olarak bedel ödediğimiz bu topraklar bu kadar kolay heba edilmemeli.

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Lucescu da göçtü bu dünyadan... - 07 Nisan 2026
  • Manisa'nın Efe'si; Ne heybetli gidiştir o… - 10 Haziran 2025
  • Güle güle İlhan Şeşen… - 26 Mayıs 2025
  • Silivri camından görülen Türkiye - 16 Nisan 2025
  • Kumarın yasalı mı olur! - 12 Kasım 2024
  • Bahçeli'nin DEM'lilerle el sıkışması ve Öcalan'ı serbest bırakma hazırlığı - 12 Ekim 2024
  • Kötülük bir zehir gibi tüm hücrelerimize sızmış! - 04 Ekim 2024
  • Ümraniye'de şehit edilen polis ve suçlunun düşündürdükleri - 23 Eylül 2024
  • Ruanda Meselesi: Turist olarak gelip, Türkiye'den sığınma istenirse nasıl bir politika izlenecek - 31 Mayıs 2024
  • Türkiye'de yaşayan Uygur Türk'ü Doğu Türkistan'daki kampları anlattı - 11 Şubat 2024
  • İlkokul çocuklarına entegrasyon masalları! - 14 Eylül 2023
  • Bursa'dan skandal görüntüler! Suriyeli sığınmacılar, yüzde 60 engelli Türk gencini silahla darp edip, ayaklarını öptürdü - 11 Eylül 2023
  • Bursa'da silahlı yabancı uyrukluklar tarafından darp edilen genç - 11 Eylül 2023
  • KKTC'de neler oluyor! İnsani bir yol yapımı için BMGM-Rum yönetimi ortaklığında provokasyon - 18 Ağustos 2023
  • Hatay'da Fransız bayrağı özlemi duyanlar bu videoyu iyi izlesin - 11 Ağustos 2023
  • Bilecik'te yaşanan korkunç olay ve devlet sisteminin sekteye uğraması - 02 Ağustos 2023
  • Disney Türkiye'den defolup gitmelidir! - 01 Ağustos 2023
  • Muhalefet, iktidarın karşısında neden bu kadar çaresiz - 29 Temmuz 2023
  • Sakarya Karagöl Yaylası'nı kimler imara açtı? Arap emlakçılar bu satışları nasıl yapıyor - 20 Temmuz 2023
  • Depremde çalışmayan operatör, depremde hayatını kaybeden anneye fatura göndermeye devam ediyor - 19 Temmuz 2023
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 11
Köşe Yazarları
Lucescu da göçtü bu dünyadan...
Batuhan Çolak
Lucescu da göçtü bu dünyadan...
Emre Yükselen
Emre Yükselen
Osmanlı'nın Bizanslı Şehzadesi: Şehzade Halil
Şeyh Said isyanında Ermeni Agop'un işi ne!
Ümit Doğan
Şeyh Said isyanında Ermeni Agop'un işi ne!
Çok Okunan Haberler
Schengen'de karaborsa isyanı: Bin euroya vize randevusu!
Schengen'de karaborsa isyanı: Bin euroya vize randevusu!
Tedesco'nun yeni adresi belli oldu!
Tedesco'nun yeni adresi belli oldu!
Vladimir Putin’in yaşlanmayı yavaşlatma arayışı!
Vladimir Putin’in yaşlanmayı yavaşlatma arayışı!
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Medya
Teknoloji
Kültür-Sanat
Sağlık
Yaşam
Eğitim
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Günün Haberleri
Arşiv
Hava Durumu
Nöbetci Eczaneler
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Medya
  • Sağlık
  • Siyaset
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Hava Durumu
  • Nöbetci Eczaneler

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.