E. Korgeneral Altay Tokat yazdı: "Ordunun ruhu Subaylardır"

Emekli Korgeneral Altay Tokat, Türk ordusunun kuvvet çarpanlarını AYKIRI için yazdı. Tokat, "Bir ordunun gücünün hesaplanmasında askerler iki kriteri kullanırlar. Birisi maddi yani fiziki güç diğeri askeri literatürde Kuvvet Çarpanları denilen manevi güçtür. Bir ordunun kuvveti bu iki gücün toplamından oluşur" dedi. İşte Altay Tokat'ın yazısı...

E. Korgeneral Altay Tokat yazdı: "Ordunun ruhu Subaylardır"
15 Nisan 2021 - 11:15 - Güncelleme: 15 Nisan 2021 - 11:17
ALTAY TOKAT / ANALİZ

Türkiye Cumhuriyeti’nin coğrafi konumu, tarihsel zenginlikleri, jeopolitik özellikleri, stratejik avantajları, bölgesindeki devletlerin sorunları ve aralarındaki çatışmalar, İslam aleminin batıya açılan kapısı olması, Asya ve Avrupa arasında hava ve kara ulaşımın ana koridoru olması, İstanbul ve Türk boğazlarının cazibesi gibi faktörler güçlü bir orduya sahip olmamızı kaçınılma kılar.

Aksi takdirde düşmanlarımızın sayısı artar, bize dönük iştahları kabarır, bekamıza yönelik tehdit ve tehlikelerin önü alınamaz.

Güçlü Ordu, Güçlü Devlet sloganı bizim için doğrudur kanaatindeyim.

Uyumlu ve koordineli kalkınma ve zenginleşme temelinde ordunun gücüne önem ve öncelik verilmediği zaman zenginlikleri, kazanımları ve kaynakları kollayamazsınız ve koruyamazsınız.

Bu bağlamda Atatürk’ün 31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyon’da subaylara yaptığı konuşmayı özet şekilde aşağıda sunuyorum.

"Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsız olmak için kuvvet sahibi olmak ve mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur.

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için evvela milleti ordudan yoksun kılmak çarelerine başvurdular. Ordumuzu tamamen lağvederek milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler.

Her zaman ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Ordu ancak, subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Ordunun ruhu subaylardır.

O halde, subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu, milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordumuzun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte, subayların yüce olan vazifesi budur. Allah göstermesin, milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.

Dolayısıyla subay için 'Ya istiklal ya ölüm vardır.”


Atatürk, Afyon konuşmasında Türk subay ve generallerinin görevlerine, sorumluluklarına ve niteliklerine değinmiş ve güçlü bir ordunun önemini dile getirmiştir.

Bir ordunun gücünün hesaplanmasında askerler iki kriteri kullanırlar. Birisi maddi yani fiziki güç diğeri askeri literatürde Kuvvet Çarpanları denilen manevi güçtür. Bir ordunun ya da birliğin kuvveti bu iki gücün toplamından oluşur.

Orduların ya da birliklerin birbirleriyle mukayesesi bu iki kriter dikkate alınarak yapılır ve komutanların kararlarını ve planlarını doğrudan etkiler.

Maddi güç, personel sayısını, envanterdeki silah ve teçhizatın miktarını ve teknolojik kapasitelerini kapsar ve hesaplaması kolay yapılır.

Kuvvet çarpanları ise komutanlık sanatı, eğitim seviyesi, disiplin, moral ve motivasyon, görev bilinci, personelin inisiyatif kullanma yeteneği, meslek gururu, vatan ve millet sevgisi gibi değerleri ihtiva eder. Hesaplaması zordur ve komutanların performansları ile güvenilir istihbarata bağlıdır.

Askeri uzmanlar Kuvvet Çarpanlarının daha önemli olduğunu savunurlar. Örneğin, Napolyon Kuvvet Çarpanlarının üç kat daha üstün olduğunu söylemiştir. Prusyalı büyük strateji ustası General Clausewitz, maddi gücü bir kılıcın sapı, Kuvvet Çarpanlarını o kılıcın keskin ağzı olarak tanımlamıştır.

Bizde bu hayati konu eksik anlaşılmıştır. Bu kapsamda, ABD askerlerinin Mehmetçiğin başına çuval geçirerek rehin alması yine İncirlik Üssünde ABD’li askerin üs de görevli Türk binbaşısına kelepçe takması olaylarını yaşadık.

Milli onurumuzu kıran bu iki olaya hiçbir tepki gösterilmedi. Hatta dönemin Genelkurmay Başkanı olayları normal karşıladı ve sineye çekti. Üstelik istifa bile etmedi veya ettirilmedi. 

Böylece Kuvvet Çarpanları ağır hasar gördü. Daha sonra FETÖ orduya sızma fırsatı yakaladı. Bu talihsiz serüven sonunda herkesin gördüğü karmaşaya girdik çabalıyoruz.

Bütün bunları niçin yazdım? Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgesel caydırıcı ve vazgeçirici bir kuvvete kavuşması amacıyla ordumuzun yeniden yapılandırılmasının, savaş gücünün hem maddi hem Kuvvet Çarpanları açısından artırılmasının kaçınılmaz olduğu kanısını taşıyorum. 

Böylece, bekamıza yönelik iç ve dış tehdit ve tehlikelerin üstesinden gelebiliriz ve uluslararası arenada saygınlığımız yükselir, oyun kurucu rolümüz etkinleşir ve özellikle komşu devletlerin yakınlaşmak ve olumlu ilişkiler kurmak için istediğimiz bir pozisyon kazanırız.

Bu kapsamda dananın altında buzağı aramadan tecrübeli askeri uzmanların önerilerinden faydalanarak işe askeri okul ve hastanelerin açılmasıyla işe başlamalıyız. Konsepte dayalı ihtiyaçlarımızı karşılamalıyız. Üst düzey FETÖ’cü komutan ve siyasilerin üzerine gitmeliyiz. 
Ordu-Millet anlayışına önem vermeliyiz. Terörle mücadeleyi tavizsiz yürütmeliyiz. Milli Savunma Bakanlığı’nın adının başında yer alan millilik ifadesine önem vermeliyiz. Aristokrat ya da ayrıcalıklı yapılara son vermeliyiz diye düşünüyorum.

ALTAY TOKAT KİMDİR?
Altay Tokat 1999'da korgeneral rütbesiyle emekli oldu. Aynı zamanda Kıbrıs Gazisi olan Tokat ve OHAL döneminde Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı ve Jandarma Asayiş Komutanı olarak görev yaptı. PKK ile mücadele etti. TSK'nın en büyük dış operasyonlarından biri olan Çekiç Harekatı'nı yönetti. Kara Kuvvetleri iç güvenlik doktrinini yazdı.

Tokat, başarılarından dolayı beş madalya ile ödüllendirildi.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum