Uğur Dündar'dan çarpıcı yazı: 1 milyon 500 kilo peynir nasıl gelecek?

Gazeteci Uğur Dündar Sedat Peker’in açıklamalarının ardından Sözcü Gazetesi’ndeki köşesinde bir yazı yayımladı. Dündar yazısında, 90’lı yıllardan günümüze uyuşturucu ticareti ve faili meçhuller hakkında birçok bilgiye yer verdi.

Uğur Dündar'dan çarpıcı yazı: 1 milyon 500 kilo peynir nasıl gelecek?
23 Mayıs 2021 - 17:04 - Güncelleme: 23 Mayıs 2021 - 17:25
Sözcü Gazetesi yazarı Uğur Dündar “Uyuşturucu” başlıklı yazı dizisinin 3’üncüsünü yayımladı. Sedat Peker’in bugün yayımladığı videoyla da bağlantılı bilgiler içeren yazı oldukça ilgi çekti. Yazı, Tansu Çiller’in PKK’ya yardım eden iş adamlarını işaret ederek “Hesap soracağız” dediği toplantıyı ve akabinde gerçekleşen faili meçhul cinayetleri anlatarak başlıyor.

Dündar, faili meçhul cinayete kurban giden Behçet Cantürk ve Ömer Lütfü Topal’ın nasıl öldürüldüklerini de şöyle aktarıyor;  
“Liste başı olduğu iddia edilen Behçet Cantürk ve şoförü Recep Kuzu'nun cesetleri 15 Ocak 1994 günü Sapanca yakınlarında bulundu. Onları diğerleri izledi ve infazların yapıldığı Sapanca-Gebze-Hendek hattı, “ölüm üçgeni” olarak anılmaya başlandı… Listede yer alanlardan biri de Kumarhaneler Kralı olarak ünlenen Ömer Lütfü Topal'dı.Topal, uyuşturucu nedeniyle Belçika ve ABD cezaevlerinde yatmış eski bir hükümlüydü. Türkiye'nin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Polonya, Romanya, Azerbaycan ve Türkmenistan'daki onlarca kumarhanenin sahibiydi. Araştırmalarımız, “casino”larından Horhor Çeşmesi gibi kayıt dışı para akan, yıllık kazancının 1 milyar doları aştığı iddia edilen Topal'ın, ölüm listesinden adını sildirebilmek için çok uğraştığını ve inanılmaz boyutta rüşvetler dağıttığını gösteriyordu. Ancak bu çabaları sonuç vermemiş ve 28 Temmuz 1996 gecesi İstanbul-Yeniköy'deki evine giderken Kalaşnikof silahlarla çapraz ateşe alınarak katledilmişti.”

Dündar, Topal cinayetinden 1 ay sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan bir ihbar üzerine yapılan göz altıları şöyle anlatıyor; 
“Cinayetten yaklaşık 1 ay sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan bir ihbar üzerine Özel Harekat Dairesi'ne bağlı olarak görev yapan 3 özel harekat polisi ile ‘Arnavut Sami’ lakaplı kumarhane patronu (merhum) Sami Hoştan ve ‘Aliço’ lakaplı ortağı Ali Fevzi Bir gözaltına alındılar. Gözaltılar sadece bir gece sürdü ve zanlılar ertesi gün İçişleri Bakanı'nın emri üzerine İstanbul'a giden Özel Harekat Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin tarafından Ankara'ya götürüldüler. Zanlıların İbrahim Şahin'e teslim edilmesini isteyen, sonra da serbest bıraktıran İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'dı… Ağar “Bizim tosunlar böyle şeyler yapmaz” diyordu!..”

Dündar yazısında Susurluk Kazası’na ve Ağar’ın bakanlık görevinden istifa sürecine de şu sözlerle değindi; 
“Kaza yapan aracın bagajında bulunan Uzi suikast silahlarıyla sahte Mehmet Özbay kimliği, dikkatlerin yeniden Mehmet Ağar'a çevrilmesine neden olmuştu. Çünkü sahte kimliğin ve silahların Mehmet Ağar'ın emriyle verildiği ortaya çıkmıştı. Olaylar zinciri, uyuşturucu ve kumarhane kara parasının getirdiği gücün, siyasette mafyalaşmaya zemin hazırladığını, bunların giderek demokrasiyi ve hukuk devletini tehlikeye düşürecek oluşumlara dönüşebileceğini düşündürmeye başlamıştı. Skandal büyüyünce Mehmet Ağar, bakanlık görevinden istifa etti.”

Ağar’ın Susurluk skandalının ardından ancak dokunulmazlık zırhı kalktıktan sonra yargılanabildiğini ve 1 yıl hapis yatıp çıktığını aktaran Dündar, Ağar hakkında şu ifadeleri kullandı; 
“Susurluk Çetesi'ni yönetmekten hüküm giyen, 18 faili meçhul cinayet suçlamasından ise ‘Susurluk Çetesi’ ile birlikte yargılanıp beraat eden Mehmet Ağar, şimdilerde, daha önce Azeri Armatör Mübariz Mansimov'a (Gurbanoğlu) ait olan ve ‘çökme’ ile ondan alındığı iddia edilen Bodrum Yalıkavak Marina'nın Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan bir işadamı!..”

Yine Peker’in yayımladığı videoyla gündeme gelen Venezuela ile Türkiye arasındaki uyuşturucu trafiğine de değinen Dündar, okurlarına emekli Polis Müdürü Bülent Kılıçtepe’nin sosyal medya paylaşımlarını hatırlattı. Kılıçtepe’nin paylaşımları şöyle;
“10 bin kilometre uzaklıktaki Güney Amerika ülkesi Venezuella'dan Türkiye'ye ihraç edilecek ürünler arasında peynir de varmış! Araştırdım. 2016 yılı dünya peynir üretimi sıralamaması şöyle: Yılda 5 milyon 500 bin tonla ABD başı çekiyor. Onu Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda izliyor. Türkiye 8. sırada. Venezuella ise ilk 10'da yok!.. Petrol alsak anlarım. Çünkü orada bol ve ucuz. Gelecek peynirin miktarı 1.500 ton. Yani Türkiye'nin üretimi karşısında devede kulak kaldığı gibi, ithal edilecek miktar halkımızın dişinin kovuğuna yetmez. Ayrıca 1 milyon 500 kilo peynir nasıl gelecek?.. İkişer kiloluk kapalı kutular halinde gelse 750 bin kutu yapar. Kutularda değil, şeffaf cam muhafazaların içinde getirilse bile gümrükte kontrolü çok zor. Allah gümrükçülere kolaylık versin. Diğer bir korkum ise, bizim coğrafyanın “tozcu”larının (eroincilerinin) Güney Amerika'nın “kokçu”larıyla sıkı bir ortaklığa girip “Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun” şarkısını beraberce söylemeleri!.. Böylece mal mübadele sistemini geliştirip illegal işlerini büyüterek kara para trafiğini de çoğaltmaları!..”

YORUMLAR

  • 0 Yorum