Türk çocukların katilleri, Kıbrıs sokaklarında geziyor!

EOKA'nın eli kanlı katillerinin hiçbir ceza almadan adeta kahraman gibi Rum kesiminde hayatlarını sürdürdükleri ortaya çıktı.

Türk çocukların katilleri, Kıbrıs sokaklarında geziyor!
03 Haziran 2021 - 14:36

Araştırmacı Elif İşbilen, TamgaTürk internet sitesinde EOKA katliamları ve Kıbrıs'ta Türklere yapılan saldırıları tarihi gerçekleri kaleme aldı. İşbilen yazısında, EOKA terör örgütü mensuplarının kadın-çocuk demeden yaptığı saldırıları hatırlatırken, EOKA'ya mensup teröristler hiçbir ceza almadığına dikkat çekti.

Kıbrıs Rum kesimi sokaklarında ellerini kollarını sallayarak gezen bu katillerlele ilgili uluslar arası hukuk ve ülkeler de suskunluğunu koruyor.

İşte İşbilen'in, "Vahşice Katledilmiş Küçücük Bedenler: EOKA Tarafından Öldürülen Kıbrıslı Türk Çocuklar" başlıklı analizi:

Sadistçe bir zevkle hunharca öldürülen Kıbrıslı Türk çocuklarının EOKA Terör Örgütüne mensup katilleri şu an Güney Kıbrıs sokaklarında özgürce dolaşıyorlar. Suçlarıyla ilgili asla yargılanmadılar.

Aralık 2020’de Muratağa ve Sandallar köyü katliamlarında EOKA B tarafından hunharca şehit edilen ve cesetleri 46 yıl sonra bulunan 14 Kıbrıslı Türk Çocuğun naaşı kimliklerinin tespit edilmesinin ardından KKTC’de toprağa verilmişti. Peki bu çocukları sapkın ve vahşice hislerle katleden katillerin halen Güney Kıbrıs’ta kana bulanmış elleriyle özgürce dolaştığını biliyor muydunuz? Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde hayvanlara zarar vermek suçken ve bu suçu işleyenler cezalandırılırken, soykırımda öldürülen Kıbrıslı Türk çocukların katilleri neden ve nasıl hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmadılar?

EOKA-B’nin 1974 yılında Gerçekleştirdiği Bazı Soykırım Girişimleri
Rumların 1963-1964 yıllarında Türklere işlenen soykırım girişimlerinden en bilinenleri ‘Kanlı Noel’ olayları, Kumsal ve Ayvasıl soykırım saldırıları ile Yüzbaşı Cengiz Topel’in öldürülmesidir. Kıbrıs Türklerine karşı başlatılan soykırım saldırıları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Makarios yönetimi tarafından desteklenmiş ve bizzat yönetilmiştir ve saldırılar 1974 Barış Harekatı’na kadar devam etmiştir. Kıbrıslı Rumların 1955’ten beri devam eden saldırılarından sadece 1974 yılında gerçekleştirilen soykırım saldırıları şu şekildedir:

Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde gerçekleştirilen soykırım saldırıları

Şu an Kıbrıs Rum Yönetimi tarafında yer alan ve Kıbrıs Türklerinin daha önce yoğun olarak yaşadığı ve ırkçı saldırılardan ötürü zorunlu olarak göç etmek zorunda bırakıldığı Larnaka şehrinin yakınlarında yer alan Aleminyo köyünde gerçekleştirilen soykırım saldırısı

Kadın çocuk demeden Taşkent ve Limasol’da gerçekleştirilen soykırım saldırıları


Şu an Rum işgali altında olan Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye’de bilinen adıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin birçok şehrinde Türk soykırımının destekçilerden ilk Cumhurbaşkanı Makarios’un, EOKA Terör Örgütü kurucusu Yunan Subayı Albay Grivas ve azılı bir terörist olan Sampson’un ve nice Türk katili EOKA’lı teröristin heykelleri yer almaktadır.

Uluslararası kamuoyuna her fırsatta Kıbrıs Türkünü de temsil ettiği yalanlarını pazarlayan bu iki yüzlü yönetimin Kıbrıs Türklerini temsili de Türk katillerini ödüllendirmek yoluyla oluyor. 2004 yılında Annan Planı Referandumu’na hayır demesine rağmen Avrupa Birliği’ne alınan Rum Yönetimi, Yunanistan’ın da desteğini alarak yaptığı propagandayla dünyaya Türkiye’yi adada işgalci olarak tanıtmış ve Kıbrıslı Türklere karşı işlemiş olduğu soykırım suçları, savaş suçları, insanlık suçları ile asla yüzleşmemiştir. Türkiye’nin konuyu uluslararası kamuoyuna duyurmak için çabalamadığı sürece de işlemiş oldukları suçlarla asla yüzleşmeyeceklerdir.

Katliamın Yunan Basınına Yansıması
Cansız bedenleri yıllar sonra bulunan Türk çocuklarının haberi Rum ve Yunan basınında da yer aldı.
Sosyal medyada Yunan/Rum medyasının haberine gelen yorumlardan bazılarının ‘’öldürülen çocukların Rumlar tarafından öldürülmediği, Türkler tarafından suçu Rum tarafına atmak için öldürüldüğü’’ gibi akla vicdana sığmayan ifadeler olması ile ilgili yorumu siz okuyuculara, özellikle de konunun mental problem boyutunda bir inkarla ilgili olmasından ötürü psikologlara bırakılması daha uygun olacaktır.

Uluslararası Kamuoyunda ‘Kıbrıs Problemi’  
Öncelikle sözde Ermeni soykırımına ‘soykırım’ diyenlerin yaptığı hatanın bir benzerini yapmamak adına Kıbrıs meselemizin uluslararası literatürde Kıbrıs Problemi olarak tanımlanmasından ötürü problem sözcüğünü kullanmak zorunda kaldığımı belirtmeliyim. Sürpriz olmayan bir biçimde dış politikada birçok konuda olduğu gibi Kıbrıs meselesinde de zaten bizi tek kulağıyla dinleyen dünyaya derdimizi yeteri kadar anlatamadık/anlatamıyoruz. Sıradan ortalama bir Rum vatandaşı doğduğu andan itibaren maruz kaldığı propagandanın etkisiyle Türkleri canavar gibi görmekte, tabiri caizse barbar ve yayılmacı amaçlar uğruna Kıbrıs’ta katliamlar yaptığımızı öne sürmektedir. Konuyla ilgili az buçuk bilgisi olan daha eğitimli kesim ise Türkiye’nin garantör ülke olarak adaya yaptığı 1974 yılındaki ilk harekatında haklı olduğunu kabul etmekte sadece ikinci harekatı eleştirmektedir. Yalnız diploması konusunda çok hünerli bir millet olduklarından son nefesine kadar çarpışan Türk ordusuna karşılık son nefesine kadar propaganda yapabilme kapasitesi olan Rumların savları dünya kamuoyunda kabul görmektedir.

Küçücük çocukları sapkınca bir zevkle ve sadece ve sadece etnik kökeninden ötürü öldüren bu katillerin hiçbir ceza almaması hangi vicdanı yaralamaz ki? Şehit ailelerinin öncelikle Rum tarafında dava açması burada iç hukuku tükettikten sonra da AİHM’ye başvurması gerekmektedir. Konuyla ilgili bu süreçte ailelere destek verilmesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin desteğine her zamankinden çok ihtiyaç olduğu kesin.

Öldürülen çocukların milliyetinin önemi olamaz. İnsani konularda özellikle öldürülen çocuklarsa çok hassas olan bir Dışişleri Bakanlığımız var. Gazze’de öldürülen çocuklarla ilgili TRT World günlerce canlı yayınlar yapıyor, Dışişleri Bakanlığımız ise kınama mesajları yayınlıyor.

Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve Kıbrıs’ta öldürülen çocuklar için adalet en kısa zamanda sağlanmalıdır bu konuda halkımızın hemfikir olduğu kesin. Kıbrıs’ta öldürülen soydaşlarımız ile ilgili ise Filistin/Arap diasporasının yaptığı propaganda örnek alınmalı, konu özelinde Kıbrıs’ta öldürülen çocuklarımız tüm dünyaya duyurulmalı ve bu hukuki mücadele de bir an önce başlatılmalıdır.

Sustuğumuzda her türlü hakkımız gaspediliyor, sustuğumuzda katlediliyoruz.  Bu yazı başta bu konuda adım atması beklenen milletvekilleri ve Dışişleri Bakanlığı olmak üzere vicdan sahibi tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına açık çağrıdır.


YORUMLAR

  • 0 Yorum