Seçimler öncesinde Abdullah Öcalan'ın mektubunu getiren Ali Kemal Özcan, itirazlara rağmen profesör oldu

Yerel seçimler öncesinde İmralı'ya giderek Abdullah Öcalan'ın mektubunu getiren Ali Kemal Özcan, 2007 yılından bu yana bilimsel yayını olmamasına rağmen profesör yapıldı. Jüri üyesi 2 akademisyenin "Profesör olamaz" itirazları dikkate alınmadı.

Seçimler öncesinde Abdullah Öcalan'ın mektubunu getiren Ali Kemal Özcan, itirazlara rağmen profesör oldu
23 Şubat 2021 - 11:06 - Güncelleme: 23 Şubat 2021 - 11:26
Sözcü gazetesi yazarı İsmail Saymaz ise bugünkü köşesinde, "Profesörlük mektubun ödülü müydü" başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Saymaz; Ali Kemal Özcan'ın Tunceli Munzur Üniversitesi'nde "profesör" unvanı elde ettiğinde, jüride bulunan 5 akademisyenden 2'sinin itiraz ettiğini söyledi. Bu akademisyenlerin "profesörlük" itirazını Rektörlüğün dikkate almadığını söyleyen Saymaz, Rektörlüğün Özcan'a "profesörlük" unvanını verdiğini belirtti.


Ali Kemal Özcan, 1996 yılında da Abdullah Öcalan'la yüksek lisans çalışması için görüştüğünü söylemişti. O günlerde Öcalan'ın saklandığı yeri Türk istihbarat birimleri bile bilmiyordu.

Olumsuz görüş bildiren jüri üyelerinin görüşlerini aktaran ve buna rağmen Rektör onayını hatırlatan Saymaz, "İnsan merak ediyor. Profesörlük, mektubun ödülü müydü?" diye sordu.
İsmail Saymaz'ın yazısı şu şekilde:

"Geçen pazar günü bu köşede, 23 Haziran 2019'daki İstanbul seçiminden önce İmralı Cezaevi'ne giderek Apo'dan mektup getiren Prof. Dr. Ali Kemal Özcan ile yaptığım söyleşi, büyük yankı uyandırdı. Bu yazıda, Özcan'ın 10 Ağustos 2020'de Tunceli Munzur Üniversitesi'nde profesör unvanı elde ettiğini açıklamıştım.

Öğrendiğim kadarıyla beş kişilik jüride iki akademisyen, profesörlük verilmesine karşı çıktı.
Bir akademisyenin jüriye sunduğu görüş şu şekilde:

2007'DEN SONRA YAYINI BİLE YOK
“Adayın 2007'den sonra yayınlamış olduğu hiçbir uluslararası yayını yoktur. 2017 ve 2018 yılları arasında iki kongre bildirisi vardır. 2018'deki kongre bildirisi ortak yazarlıdır ve Özcan'ın katkısı belirsizdir. İkinci yazar konumundadır. ‘Kandil'in İntiharı' isimli bir çalışması ve 2017'de yayınladığı ulusal kitap bölümü bulunmaktadır.
Sosyolojik kavram, yöntem ve tekniklerin sınırlı kullanılmış olduğu görülmektedir. Eserler yorumlama ve gündelik tartışmalara işaret etmektedir.
Diğer önemli bir husus, adayın son derece politik ve sığ bir alanda kalmış olmasıdır. Verdiği dersler kuramsal değil, daha çok yorumsama ağırlıklıdır. Ortak çalışma kültürüne uzak olduğu ve ortak bilimsel projeler içerisinde bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Sosyoloji Derneği'ne üye olduğunu beyan etmesine karşın sosyolojik hiçbir toplantı ve kongreye katılmadığı görülmektedir. Profesörlük kadrosuna atanacak bir adayda günlük dergi, gazete, ulusal hakemli makaleler kadar uluslararası dergilerde yayın yapması ve proje üretmesi beklenir. Adayın yürütmüş olduğu yüksek lisans ve doktora tezi bulunmamaktadır.”

İKİ JÜRİ ‘OLMAZ' DEDİ
Halen bir üniversitede sosyoloji profesörü olan jüri üyesi, görüşünün sonunda nihai kararın rektörlükçe verilmesi gerektiğini söyledi.
Rektörlük ne yaptı?
Özcan'a profesörlük unvanını verdi.
Olumsuz görüş bildiren bir jüri üyesi şöyle diyor:
“Bir yayını yok. Bir kongresi yok. Bir öğrenci yetiştirmemiş. Şunun kararını vermeli: Siyaset mi yapacak, akademisyen mi olacak. Dosyada, atanma kriteri yoktu. Rektörlük atamak istiyordu.”
İnsan merak ediyor.
Profesörlük, mektubun ödülü müydü?


YORUMLAR

  • 0 Yorum