Rauf Köse yazdı: Gelenekten Geleceğe Türk, Türkçe ve Türkü!

Rauf Köse, "Gelenekten Geleceğe Türk, Türkçe ve Türkü" başlıklı yazı kaleme aldı. Köse yazısında, "Toplumların bir arada yaşaması için gerekli etkenlerden birisi de ortak dildir" ifadelerine yer verdi. İşte Rauf Köse'nin yazısı...

Rauf Köse yazdı: Gelenekten Geleceğe Türk, Türkçe ve Türkü!
08 Nisan 2022 - 12:02 - Güncelleme: 08 Nisan 2022 - 12:14


RAUF KÖSE

Toplumların bir arada yaşaması için gerekli etkenlerden birisi de ortak dildir. Dilin gelişimini etkileyen faktörler coğrafya ve o coğrafyaya uygun gelişen kültürdür. Tarihin başlangıcından günümüze var olan ulusların özgün dili vardır. Tarih kadar eski Türk milleti de Türkçenin inşasında köklü bir kültüre sahip olmanın verdiği birikim ile gayet sade ve anlaşılabilir fiilleri oluşturmuşlardır.

Atalarımız anlamlı cümle kurmamızı sağlayan eylem sözcüklerini kısa ve zorlanılmadan sonuç odaklı tasarlamışlardır. Kusursuz tasarlanan ses bayrağımız Türkçemiz; gel, git, yap, al, ver, at, öt, vur, kur, yık, yut, in, çık, çök, gez, vb. Örneklerle gösterildiği gibi kesin ve anlaşılır komutlar Türk milletinin kendiliğinden büründüğü disiplinli ve örgütlü olma halinin gelişmesini sağlamıştır. Türk milletinin yoğun olarak bulunduğu coğrafyalardaki etkenlere uygun olarak daima harekete hazır organize bir toplum modelini benimseme durumunu ortaya çıkartmıştır. Türkçe konuşan atalar yurt edindiği bölgelerin sahip oldukları zenginliklere doğal anlamlar yüklemişlerdir. Atalarımızın oluşturdukları disipline olmuş sosyal yapı sonsuzluğun ortasındaki topluma iyiliği ve güzelliği aşılamıştır, zamanın döngüsüne göre hareket eden asil milletimiz cümle kâinatın kontrolünü sağlayan bir yaratıcının olması gerektiği bilincine kendiliğinden varmıştır. Evreni ve yeryüzünü çözümleyen atalarımız, doğanın döngüsüne uygun onu koruyan ve var eden toplum sözleşmesini yani Türk Töresini oluşturmuştur. 'Töre konuşunca Han susar' düsturu ile de Tanrının varlığını birliğini ve düzenini kendiliğinden kabul etmiştir.

Yasalar ve Tanrı inancının oluşturduğu bu kutlu birliktelik ulu şamanların zamanı ve doğayı iyi analiz edip Tanrının Türk milletine lütfettiği güzellikleri birer canı(töz) görmesini ve onlara Tanrının lafzının bir yansımaları olarak idrak edilmesini sağlamıştır. Su, orman, dağ ve diğer töze sahip olunan varlıklar barındırdıkları iyelerle iyilik ve kötülük kavramlarının gelişmesini sağlamıştır. Türk toplumu tüm bu güzelliklere renklerinin isimleri ile adlandırmış iyiliğe ak kötülüğe kara demeye başlamıştır. Kendisine ve inandıkları güzelliklerine zarar veren kötülüklere karşı mücadele etmeyi her zaman iyiyi, güzeli korumayı kendine görev edinmiştir. Bunun uğruna verilen mücadele günümüzde Hak ile Batıl savaşı olarak adlandırılsa da aslında ak ile karanın savaşı olmuştur. Türk milleti de bu uğurda verdiği mücadeleyi Tanrıya anlatmak ve onu hoşnut etmek için ona yakarmıştır. Yakarış kişinin Tanrı ile olan diyaloğu olduğu için atalarımız yakarışı Tanrının güzellikler ile kendilerine sunduğu varlıkların ürünlerini kullanmışlardır. Atalarımızın yaşadıkları coğrafyadaki ağaçların dallarından seçerek ve hayvanların derilerini kullanarak tabiat sesi oluşturmak için davulu kullanmalarının sebebi gökten bereketin yerden de hareketin sesine benzeyen bir ses çıkarmasından kaynaklıdır. Davul çıkardığı sesler ile, çevredeki güce ve ihtişama sahip olan hayvanların ses taklitleri müziğin oluşmasını sağlamış toplumsal birliğin ve ruhsal dinlenişin öncülüğünü teşkil etmiştir.

Kültür gelişimi ile el ve ağız kopuzu gibi çalgılar da davulun yanında yerini almıştır. Türk’ün müzik kültürü icra yöntemlerine ve gereçlerine yeni öğretiler zamanla gelişmiştir. Bu araçları yapmak ve kullanmak bilgi, beceri gerektirdiği için bunu sağlayabilen şamanlar toplum arasında saygı duyulan değer verilen kişiler haline gelmiştir. Atalarımızın hükmettiği ve onun sayesinde demiri işlediği ateş toplumsal birlikteliğin bir sembolü olmuş büyük ateş etrafına toplanan atalarımız dairesel örgüler oluşturarak ulu şamanların müzik araçlarından çıkardıkları ses ve ritimlere uygun olarak eşlik etmiştir. Başta ayakta tempolu alkış vurmak akabinde ise bağdaş kurularak dize el vurma ile şamanlar ile duygu birliktelikleri yaşanmıştır. Törenin yüklediği iyilik için uğraş misyonu Türk milletini Töre tekse dünya da devlet de tek olmalı ülküsü etrafında birleştirmiştir. Türk Töresi için büyük ordularla akınlar yapan yiğit Türk erleri savaş esnasında emirleri süratle eş zamanlı uygulatmak için ve Tanrı yardımını yanlarında hissetmeleri için davullardan yararlanmış her vuruş bir emiri ifade etmiştir. Davulun vuruş biçimine göre binlerce insan Han'ın buyruğuna uymuş emsalsiz zaferler kazanmıştır. Kazanılan her zafer adsız yiğitlerin bu dünyadan yine bir başka dünyaya göçü ile yani can verme gibi bir bedelle mümkün olduğu için Alpler canı olan yüce dağlara gömülmüştür. Oluşan bu durum aslında sonsuzluğun sahibi Tanrıya kavuşan insanların ardından onları yad etme onları sürekli hatırlamak isteyenlerin üzüntüsünün müzik aletinin ritmi ile kalbin derinliklerindeki acıların buluşmasını sağlamıştır. Acı ve anılma isteği ve bunun gelenek haline getirilmesi ağıt dediğimiz kavramı ortaya çıkarmıştır, Türk müziğinin bir türü olan ağıt; iyilik uğruna kaybedilen kişileri hatırlarken kullanılan müzik araçlarının kalbin içindeki sözcüklerin buluşması durumudur. Tanrı hikmetinden nasibini almış atalarımız yakarışta bulunurken, çalgı aletleri olmadan sade ağıt sözcüklerinin söylenmesini Töreye karşı bir isyan olarak gördüğü için acı, umutlarını, şikayetlerini yine Tanrısına yakararak yani dua ederek anlatma erdemini göstermiştir. Her derdi olan Türk derdi veren ile aralarından perdeyi kaldırmak için mana yüklü sözcüklere ritim vermiş. Düşünerek yapılan bir eylem olduğu için bu insanlara Ozan denmiş her dedikleri öze dokunmuş yani düşündürmüştür ve hikmetli sözcükler bu günlere kadar ulaşmıştır. Yer yüzünde yalnızca Türk’e ait olan bu düşünce yapısı toplum ve doğa birlikteliği ile oluşturduğu yüksek Türk kültürü tarihleri aşmış Türk milletini çağlar ötesine taşımıştır. Türk olmayanın anlam vermediği hoş ezgilere insanlar Türk’e ait olan anlamına gelen türkü demişlerdir. Türk toplumu Tanrı buyruğu Töreye uyan hanlar döneminde yönetildiğinde büyük işler başarmış ve alemi Türk uygarlığının nuru ile aydınlatmışlardır. Özünü unutup Tanrı buyruğunu işitmediği dönemlerde ise esaret altına düşmüş ayrılmış darmadağın olmuştur. Karanlığın ortasında kalmış Türk uluları, karanlıklardan aydınlıklara çıkış için ellerinde çalgı aletlerinden başka bir şeyi kalmadığı için birleşip bütünleşmeyi yine ibadet olarak gördükleri yöntemlerle yapmış Türk olanın anlayacağı kutlu ezgileri seslendirmişlerdir. Kahramanlıklar yüklü sözcüklerle milletimize kaybettiği ruhu ve misyonu ozanlarımız Kutluk Kağan devrinde yeniden kazandırmıştır. Atalarımızın İslam'a geçişiyle birlikte İslam'ın Türk bakış açısı ile şekillendirilmesi Hoca Ahmet Yesevi tarafından sağlanmıştır. Yoğun olarak yaşanan bu kültürel geçiş ve ait olunan tarihin coğrafyamızın genişlemesiyle bizleri Türkistan’dan aldı Anadolu’ya getirdi. Gelirken getirdiklerimiz çadırlarımız, hayvanlarımız ve çalgı aletlerimizin de içerisinde bulunduğu kutlu Türk uygarlığıydı.

Türk yurdu olan Anadolu birçok medeniyetin mezarlığı olduğu gibi aleme tarihte hiç olmadığı kadar adaletli, hoşgörülü, refah dolu bir kutlu medeniyetinde kucaklayıcısı olacaktı. Yakarışlarımız ibadet şekillerimiz artık Cem’e dönüşmüştü. Birkaç bin yıldır Türkistan da yaptıklarımız ibadet yöntemlerine yenileri eklenerek; ulu şamanlarımız pirlere dedelere, Alpler Alperenlere, ozanlarımız abdallara ve aşıklara, halaylarımız semahlara, kutlu sözler deyişlere dönüşmüştür. Getirdiğimiz davullar ise ziller, kösler, zurnalar eklenerek sesleri hala düşmanlarımızı korkutan mehteri oluşturarak yeni kızıl elmaların alınmasını sağlamıştır. Feleğin çarkı yeniden dönmüş, Türklük unutulmuş hor görülmüş etrakı bi idrak denilmiş. Türkçe terk edilmiş ve güzel günler artık geride kalmış Tanrı kelamı unutulmuş dost kavgası, post kavgası verilir olmuş ve aleme zulmet çökmüş. Türk öz yurdunda garip kalmış ve Türk milleti sinesinden çıkardığı yiğitlerle ata ruhların korumasında olan yüce dağlara dayanmış. Dadaloğlu binlerce yıllık kararlılığı ortaya koyacak “Ferman padişahın dağlar bizimdir” sözünü söylemiştir. Köroğlu Bolu Beyine isyan ederken dahi söylediği sözler, namertliğe karşı verilen mertlik kavgasının Hak ve halk gözünde haklı bir mücadele olduğunun göstergesidir. Devletimizin var oluş temelleri teker teker yok edildiğinde kaçınılmaz son gelmiş akıncı beylerinin emaneti olan Rumeli elden çıkmıştır yalın ayak yurtlarından sürünen soydaşlarımız içlerindeki bu acıyı yeniden saza vurup söze getirerek göstermiştir. Esaret altında olan beldelerin bir zamanlar bizim yurtlarımız olduğunu, orada bizlerin gelmesini bekleyen soydaşlarımız olduğunu yıllar sonra bile bizlere kendiliğinden göstermiştir. Türkülerimiz parya yapılmak istenen Türk toplumuna Kurtuluş Savaşında yol göstermiştir. Şanlı tarihimiz çarkı felekten üstün gelmiş yüksek medeniyetimiz medeniyet canavarlarını yenerek, kadim Türk yurdu olan Anadolu’da milletinin adını taşıyan bir devlet kurmasını sağlamıştır. Geniş coğrafyalarından anavatana gelen insanlara ulus bilinci Türkü ile verilmiştir. Milletler hapishanesi Sovyetler dağıldığında Rus emperyalizminin tahakkümü altında ezilmiş soydaşlarımızla yeniden iletişim Türk ezgileri ile yapıldı. Türküler sadece Türk milleti ile duygu birliği için değil Türk düşmanları ile olan iletişimde de kullanıldı. Bekledim de gelmedin diyen Rum’a Bir Gece Ansızın Gelebilirim diyerek 1974 de tarihi cevabını yine Türkleri de kullanarak verdik. Yeri geldi devlet orkestrasının çaldığı bir Kerkük Türküsü Irak yönetimine Musul-Kerkük ve Türkmenlere olan tutumu konusunda ders verildi.

Tarihin her devrinde bizi birçok kez var eden en kuvvetli milli birlik kaynağımız olan Türküler bugün bizden imdat bekliyor popüler kültüre kurban giden müzik sektörü eserlerimize ve halk sanatçılarımıza gayri resmi ambargo uyguluyor toplumun şuursuz tercihleri yüzünden oluyor. Gidişat kötüyedir Türküleri koruyamazsak Türklüğü koruyamayız. Yazımı Rauf Denktaş’ın bir sözü ile tamamlamak istiyorum, “Biz, millî ve manevî değerlerimizi korursak, değerlerimiz de ihtiyacımız olduğunda bizleri koruyacaktır." Türk; Uygarlığını Türkçesini ve Türküsünü Korusun!

YORUMLAR

  • 0 Yorum