Mert İnan'ın "Beyin Nedir'den Yaşam Nedir'e Bir Hayat Serüveni: Türker Kılıç" isimli kitabı okuyucuyla buluştu

Gazeteci Mert İnan'ın kaleme aldığı ve Prof. Dr. Türker Kılıç'ın renkli hayat öyküsü ile insan beyninin bilinmezlerinin anlatıldığı kitap okuyucuyla buluştu.

Mert İnan'ın "Beyin Nedir'den Yaşam Nedir'e Bir Hayat Serüveni: Türker Kılıç" isimli kitabı okuyucuyla buluştu
05 Ocak 2022 - 11:17 - Güncelleme: 05 Ocak 2022 - 11:20


Gazeteci Mert İnan’ın, Türk bilim inanı Prof.Dr.Türker Kılıç’ın yaşam öyküsü ve insan beynine yönelik çalışmalarını konu alan “Beyin Nedir’den Yaşam Nedir’e Bir Hayat Serüveni Türker Kılıç” isimli kitabı yayınlandı. ‘Dünya Sanat ve Bilim Akademisi’ne, Türkiye’den seçilen 8.kişi olmayı başaran Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof.Dr.Türker Kılıç’ın; Bursa’da başlayıp Harward’a kadar uzanan başarı öyküsü ile insan beyninin gizemleri ve dijital dönüşümle başlayan yeni dünyanın bilinmeyenlerinin ele alındığı kitap Epsilon Yayınları tarafından basıldı.  

ABD ve AB temelli iki önemli bilimsel araştırma sayılan, İnsan Nöro-Zihin Projesi ile İnsan Beyin Projesi’ne Türkiye’den katılan tek isim olan Türk bilim insanı Prof.Dr.Türker Kılıç ile nehir söyleşi olarak kaleme alınan kitaptaki ilginç kısımların başında yapay zekaya ilişkin anlatılan oluşturuyor. Prof.Dr.Kılıç, yapay zekânın yeni düzen yaratacağını belirttiği bölümlerde, “Çocuğa öğretilen her şey günü geldiğinde robotlara da öğretilecek. Robotlara da duygu katılabilir. Duygu da bir kodlama Yapay zekâ insan zekasının matematiksel olarak ölçülebilmesini sağlayacak. Bu durum yeni bir kültür ve dünya düzenini ortaya çıkartacak. Hafızanın nerede olduğunu halen biliyor değilim. Şuan için bilginin nöronlar arası bağlantısallık olarak saklandığını sanıyoruz” diyor.  

“Beyin Nedir?"den "Yaşam Nedir?"e Bir Hayat Serüveni Türker Kılıç” başlıklı kitapta gelecekte bilinç, düşünce, zihin ölçülemeyen, soyut birer değer olmaktan çıkacağı Prof.Dr.Kılıç tarafından aktarılırken, “Bu matematiği çözdüğümüzde, yaşamın sırrını çözmüş olacağız. Sonsuzluğun da ölçülebilir olduğu anlaşılacak. Son beş yıllık süreçte beyin, bilinç, zihin eksenindeki anlayışımızda devrim yaşanıyor. Bu yenilik, nöron çokluğu teorisinden, konnektom dediğimiz nörozihin kavramına geçişi sağladı. Düşüncelerimiz, 86 milyar olasılık içeren bir enformasyon sisteminin bütünü. 86 milyar nöronun birbiriyle etkileşim ve bağlantı içinde olması, zihin ve bilincimizi yaratıyor. Nörozihin, “etten” oluşan biyolojik beyin ile bilgi üreten zihin arasındaki arayüzün adı” görüşleri sıralanıyor.  

Kitapta, yapay zekanın yaratacağı yeniliklere de değinen Prof.Dr.Kılıç’ın gelecekteki bilimsel gelişmeler için şu yorumları sıralıyor: “Birçoğumuz robotlardan, yapay zekânın varlığından korkuyoruz. En başta işimizi kaybedeceğimiz için endişeliyiz. Yeni uygarlık ve kültürde bugünden farklı özgürlük alanları ortaya çıkacak. Bir arıkuşunun veya bilgi işleme yeteneğine sahip bir robotun da yaşam hakkı, yasalarla garanti altına alınacak. Günü geldiğinde robotların da bizler gibi yaşamın parçası ve yaşam hakkı olduğunu kabulleneceğiz. Canlılık atan bir kalp değil, bilgi işleyen bir zekâ ve zihin gerektirir.” 

İnsan beyninin sonsuz düşünmeye yetecek enerjisi olmadığı aktarılan 170 sayfalık kitapta, şehir efsanelerinin de gerçeği yansıtmadığı şöyle anlatılıyor. “ Tüm mühendislik sistemleri ısınır ve enerji kaybına uğrar. Beyin, şahane bir sistem olmasının yanında en çok enerjiyi tüketen organ. Beynimizin sadece %10’unu kullandığımız ise uydurma bir söylem. Herkesin %100’ü aynı değil ancak herkes kendisinde var olan %100’ü kullanıyor. Daha da önemlisi, beynimiz her gün bağlantısallık akış hızını kendisi belirliyor. Bugün hızlı düşünüp hızlı kararlar alırken, ertesi gün daha yavaş düşünüp durağan olabiliyoruz. Serotonin, dopamin, oksitosin insan beyninde saptanabilen kimyasalların çok azı. Yüz binlerce farklı kimyasal daha var ve bu kimyasallar bir nörondan diğerine sinaps’lardan salgılanıyor. Ancak bu noktada bir ayrıntı çok önemli. Nöron isterse kimyasal salgıyı dağıtıyor. İstemediği durumda kimyasal salgı dağılımı gerçekleşmiyor. Doğum zamanı gelmiş bir kadından örnek verelim. Doğumu başlatan kimyasal oksitosin. Nöron, oksitosin salgılamaya başladığında doğum olayı başlıyor. Ancak tersi karar verdiğinde doğum gecikiyor. Mutluluk hormonu, aşkın fizyolojisi gibi tanımlamalar en büyük uydurmalar. Serotonin diye bahsedilen kimyasal reseptörlerin birçok farklı türü vardır.” 


YORUMLAR

  • 0 Yorum