Kemal Kılıçdaroğlu: Erdoğan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu kıskanıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kastederek "Kıskanıyor İBB Başkanı’nı, niye kıskanıyorsun, senin yıllardır çözemediğini belediye başkanımız çözecek" dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Erdoğan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu kıskanıyor
18 Ocak 2022 - 14:33 - Güncelleme: 18 Ocak 2022 - 14:37


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onay verilmeyen İBB'in metro projesi hakkında konuşan Kılıçdaroğlu, "Metro yapacak İstanbul. Finansman alt yapısını oluşturmuş, bütün sözleşmeler tamam. Bir kişi 'Ben imza atmam' diyor. Kıskanıyor belediye başkanını. Senin yıllardır çözemediğini belediye başkanımız çözecek. Devletin geleneğinde zorluk çıkarmak yoktur." dedi.

Kılıçdaroğlu'nun satırbaşları şöyle oldu:
Önümüzdeki seçimlerin kaderini belirleyecek olan gençlerdir. Onlar demokrasiyi, özgürlüğü bizden daha çok istiyorlar. Çünkü onlar baskıdan özgürlüğün tadına varamadılar.

"EN TEMEL SORUN ADALET"
Osman Kavala... Adalet kadar değerli bir kavram yoktur dünyada. Bir kişinin haksız yere uzun süre hapiste tutulması en büyük adaletsizliktir. Mahkemelerimiz var, uluslararası hukuku kendi anayasamıza koymuşuz. Osman Kavala, AİHM kararına rağmen 1541 gündür hapiste. Onun hapiste olması sadece kişisel bir sorunu değil, Türkiye'nin en temel adalet sorunudur. Bu sorunu çözmek Millet İttifakı'na nasip olacak.

Kendileriyle ilgili çıkan bütün bir haberleri sosyal medyadan mahkeme kararıyla çıkarmak istiyorlar. Bu konuda genç bir avukata yetki verildi biliyorum. Bütün asli hukuk hakimleri uyarıldı biliyorum. Talimat verildiğini biliyorum. Gerekirse o avukatın adını açıklayacağım. 'Bizimle ilgili bütün belgeleri, yolsuzluk dosyalarını nasıl yok edebiliriz diye düşünüyorlar.' Sizin feriştahınız gelse yok edemez. Kul hakkı yiyenin hesabını sormazsak niye iktidar oluyoruz?

"İMAMOĞLU'NU KISKANIYOR"
Kara kış geldi. Bizim belediye başkanlarımız ellerinden gelen bütün çabaları gösteriyorlar. Hiçbir çocuğun aç ve açıkta kalmasını istemedim. Toplam 2 milyon 790 bin aileye yardım yapılmış. İktidar sahiplerimiz belediye başkanlarımızın elini kolunu bağlamak istiyor.

Metro yapacak İstanbul. Finansman alt yapısını oluşturmuş, bütün sözleşmeler tamam. Bir kişi 'Ben imza atmam' diyor. Kıskanıyor belediye başkanını. Senin yıllardır çözemediğini belediye başkanımız çözecek. Devletin geleneğinde zorluk çıkarmak yoktur.

'Burnuma kokular geliyor' diyorsan zaten müfettiş ordun var. İstediğin gibi görevlendirebilirsin. Biz gidip avukat tutmuyoruz şunları temizle sosyal medyadan diye. Biz her şeyin hesabını veririz.

Milletvekili arkadaşlarımız da çalışıyor. Büyük bir uyum ve kararlılık içinde büyük bir azimle çalışıyorlar. Kara kışa bakmadan halkın nabzını tutma, onları bir şekliyle parlamento kürsüsünde dile getirmek için çaba harcıyorlar. Bu nedenle bütün milletvekili arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ederim. Milletvekillerimiz Düzce'ye gittiler, herkesle bir şekliyle ilişki kurdular. Sadece onların sorunlarına ürettiğimiz çözümleri onlara anlatmak için. Bir taksici şöyle diyor; 'Deprem ne ki, depremden daha kötü bir durumla karşı karşıyayız. Burası işlet bir durak, ona rağmen kazandığımı benzine veriyorum. Trafik cezası falan gelirse cepten yiyoruz. Eskiden ayda iki kilo evime et alabiliyorum, şimdi yarım kilo götürebiliyorum' diyor. Benim bilmediğim ama arkadaşların raporlarından öğrendiğim Düzce hava kirliliği açısında Türkiye'de bir numara. Dünyadaki en kirli havaya sahip 15 merkezden biriymiş.

'Millet aç, milleti dinleyin' diye defalarca söylemiştim. Her seferinde 'Siz propaganda yapıyorsunuz. Abartıyorsunuz' diyorlardır. AK Partili bir milletvekilinin yaptığı toplantıda yine AK Partili bir çiftçi çıkıp 'Ben açım aç' dedi. Normalde bu insanın düşünülmesi, dinlenmesi lazım. Gerçekle yüzleşmesi lazım. Yaptıkları iş atın salondan dışarı... Bu sorunlar karşısında çaresiz kalmak demektir. Biz bunu yapmayacağız. İktidar olduğumuzda bütün eleştirilere açık olacağız. Her şikayet bizim başımızın üstüne.

Taşımalı eğitim yapıyoruz. Taşımalı eğitimin aktörleri minibüs sahibi kişiler. Her yıl temmuz sonu ağustos başında ihale olur. Fakat o günkü rakamlarla şimdiki rakamlar arasında dağlar kadar fark oldu harcamalar açısında. Sadece mazottaki artış yüzde 90. Taşıma işini yapan arkadaşlarımızın bu sorunlarına eğilmek hepimizin görevidir.

ÇİFTÇİNİN SORUNLARI
Çiftçilerimizin büyük sorunları var. Anayasaya göre, herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Teşkilat kurulmuş. Çiftçi de Bağkur primi ödemek zorunda. Son bir yılda Bağkur primlerine yüzde 45 zam yapıldı ortalama. Çiftçi yıllık 20 bin lira para ödemek zorunda sosyal güvenliğini sağlamak için. Son bir ayda 30 bin çiftçi sistemden çıktı. Geleceğini güvence altına alması gerekirken ödeyemiyor.

Defalarca devlet akılla, bilimle, bilgiyle yönetilir dedim. Devlet deneme, sınama yöntemiyle yönetilmez. Huzur içinde yaşamanın yolu mutfaklarda bayramın olmasıdır. Aileden biri mutfağa girince hüzne kapılmamalı. Böyle bir tabloya ihtiyacımız var.

FAİZ TEPKİSİ
Merkez Bankası'nın faizini düşürdüler bankaya verilecek para için. Şimdi vatandaş sanıyor ki Merkez Bankası'nda faiz düştü, bütün bankalarda faiz düştü. Tam bir aldatmaca... Hazine açısından bakalım. Devlet borçlanırken faiz düştü mü? İki yıl vadeli devlet iç borçlanma yüzde 17'den yüzde 24'e çıkmış vaziyette. Hani faiz düşmüştü? Hani Nas vardı, hani faiz haramdı?

Gidiyorsun Merkez Bankası'ndan düşük faizle alıyorsun gidiyorsun Hazine'ye yüzde 24'den satıyorsun. Bunun tamamı da milletin sırtına yıkılıyor.

AK Partiye ve MHP'ye sempati duyan vatandaşlarımız 'faiz düştü, Kılıçdaroğlu'nun haberi yok dünyadan' diyebilir. Onlardan tek ricam var en yakın bankaya gitsinler. Faiz arttı mı artmadı mı görürler. Devleti deneme tahtasına çevirdikten sonra Hazine'den büyük paraları bir avuç kişiye tahsis ederseniz yoksulluk artar.

Şuna dikkatinizi çekmek isterim. Toplam kamu borcunun sadece yüzde 16'sı sabit faizli. Yüzde 66'sı dövize endeksli. Yüzde 19'u da enflasyona endeksli. Türkiye böyle bir tablo hiç yaşamamıştı.

MB normalde nisan ayında yapacağı olağan genel kurulunu şubat ayına almış. Malum yıl sonunda bir hesap yapmışlardı 60 milyar lira MB kâr elde etti diye. E Hazine tam takır. 60 milyar lirayı nasıl ödeyecekler? Genel kurulu erkene aldılar, erken genel kurul yapıp 60 milyar lirayı Hazine'ye verecekler. 60 milyar lira TC için büyük para değil, önemli olan 60 milyar liraya muhtaç hale gelen bir Hazine'dir.

Şanlıurfa'da 2 milyon 300 bin taşlık arazi var. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı bize verin Şanlıurfalı bütün çiftçilere elektriği bedava vereceğiz dedim. Aynı zamanda buradan çiftçiler gelir elde edecekler ve kar payı alacaklar dedim. Bu tabii birilerini çok rahatsız etmiş. 'Elektriği çiftçiye bedava verecekmiş. Elektriğin belediyelerin görev alanında olmamasına rağmen' demiş.. Dünyadan haberi yok. En azından kendi belediyesi şu anda Şanlıurfa. Akçakale'de güneş enerjisinden elektrik üretilecek. Yani çalışıyorlar şu anda ama haberi yok. Kılıçdaroğlu söyledi ya mutlaka aksini söylemeli...

Buradan Şanlıurfalılara söyleyeyim. Belediye başkanlığını bize verdiğinizde 1 milyar 524 milyon 57 bin 906 dolar. Bu yatırımı yapacağız. Güneş tarlaları olacak orada. Allah'ın verdiği güneşten elektrik elde edeceğiz. Üç yılda yapacağız biz bunu. Projenin yıllık getirisi 519 milyon 79 bin 50 dolar. 5 yıl sonra bütün masraflar çıkıyor.

Şanlıurfalı çiftçilere sözümüzdür. Güneş enerjisini kuracağız bütün çiftçilere elektriği bedava vereceğiz.

Orada fabrikalarda kuracağız. Genç nüfusun en yoğun olduğu yer. Şanlıurfa'yı gerçek anlamda şanlı yapacağız.

"ERDOĞAN'I KONUŞMANIN ANLAMI YOK"
Erdoğan Türkiye'yi öyle sisli puslu hale getirdi ki bu karanlıktan onu konuşarak çıkamayız. Düşündüm ki artık Erdoğan'ı konuşmanın pek bir anlamı yok. Zaten çirkin, küfürbaz dil onun dili. Biz o seviyeye inmeyiz, inmemeliyiz de. Sade vatandaşta bunu görüyor. Ülkeyi öyle bir hale getirdi ki artık sadece kendisini konuşmanın hiçbir anlamı kalmadı. Tüm problemlerin kaynağı kendisi ama sadece kendisini konuşarak yol alamayız. Çünkü mesele Erdoğan değil mesele Türkiye.

Türkiye'nin hayalleri öldü. Türkiye'nin geleceği için hepimiz korkuyoruz. Bu endişe sadece bana ait değil. Aynı endişeyi bütün vatandaşlar taşıyorlar. Öyle bir hale geldi ki ülkemiz dünyanın en dinamik, en stratejik ülkesiyiz ama bunun nimetlerinden seçkin bir azınlık dışında hiç kimse yararlanamıyor. Milyonlar giderek yoksullaşıyor.

Gönlü yaralı genç nesiller, mutsuz gençler oluştu. Biz ülkenin ölen hayallerini seyretmeyeceğiz. Bu ülkenin geleceğini düşünerek Erdoğan'a hakkımızın helal olmadığını söylemekten daha çoğunu yapmak zorundayız. Onun en büyük suçu bitirdiği ekonomi değil aslında. Daha büyük suçlar işlediğini biliyoruz. Onun en büyük suçu bu ülkenin hoşgörüsünü yok etmek oldu. Hoşgörüyü yok etti.

Artık kendisini bir kenara itip, hoşgörüsüzlüğü azaltmaya yönelik adımlar atmanın zamanıdır. Bundan dolayı helalleşme dedim. Bunun için helalleşelim dedim. Bunun için kucaklaşmaya, hoşgörüye ihtiyacımız var dedim. Helalleşme yolculuğuna başladım ve sürdürüyorum. Amacım yarın yöneteceğimiz devletin çeşitliliğiyle gurur duyacağımızı ve kapsayıcı olacağımızı halkımıza anlatmak. Gittiğim hiçbir yerde zorunlu olmadıkça ne Erdoğan'ı ne de partisini konuşacağım. Samimi bir şekilde 'Ben buraya barışmaya, helalleşmeye geldim' diyeceğim.

Bu ülke hiçbir zaman harika olmadı ancak bu ülke hiçbir zaman bu kadar adaletsiz de olmadı. Bu ülkede fakir bir ülkenin zengin çocuğu bu ülkenin en iyi okullarında okuyabiliyordu. Erdoğan'ı artık konuşmanın bir anlamı yok. Nasıl bir adalet sistemi getireceğiz onu konuşmak istiyoruz. Sadece ekonomiyi değil verimliliği de yok etti.

Bu ülkenin sporu hiçbir zaman bu kadar niteliksiz hale gelmemişti. Erdoğan'ı konuşacağımıza Atatürk'ün tanımladığı zeki, çevik ve ahlaklı sporu ve sporcuyu konuşmalıyız. Başlamak için bugünden daha iyi bir zaman yok, başlıyoruz ve kararlılıkla devam edeceğiz.


YORUMLAR

  • 1 Yorum