Emekli Korgeneral Altay Tokat yazdı: Kerkük elden giderken kimler uyku numarası yapıyor!

Emekli Korgeneral Altay Tokat, Türk yurdu Kerkük'ün 25 Kasım itibariyle Barzani'ye bağlı Peşmerge'ye verilmesini değerlendirdi. Tokat, iktidarın Kerkük konusunda sessiz kalmasına tepki gösterdi. İşte Altay Tokat'ın yazısı...

Emekli Korgeneral Altay Tokat yazdı: Kerkük elden giderken kimler uyku numarası yapıyor!
20 Kasım 2021 - 12:30 - Güncelleme: 20 Kasım 2021 - 14:33

ALTAY TOKAT / ANALİZ

Irak'ta Kürt nüfusuna yakın Türkmen soydaşımızın yaşıyor olmasına rağmen Türkiye'nin ilgisizliği ve sessizliği nedeniyle Türkmenler devamlı mağdur olmaktalar ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekteler. Irak Anayasası, Irak halkının Araplardan ve Kürtlerden oluştuğunu ifade ederken Türkmenler dışlanarak yok sayılmıştır.

Halbuki Irak Türkmenleri ulusal menfaatlerimiz ve güvenliğimiz açısından fevkalade önemlidir ve bize büyük avantajlar sağlayabilecek olanaklara sahiptirler. Bu imkandan yararlanamıyoruz ve tarihi sorumluluğumuzu bile savsaklıyoruz . 

Bu bağlamda PKK bölücü terör örgütünün kökünü kazıyamıyoruz. PKK ile mücadelenin mali yükünün bir trilyon dolara mal olduğunu, çok sayıda asker ve vatandaşımızın hayatını kaybettiğini ve terörün diğer sorunlarımızı tetiklediğini dikkate aldığımızda Irak Türkmenlerinin yoğunlaştığı Kerkük ve Musul'un stratejik, ekonomik ve hayati açıdan yüksek değer taşıdığını anlamalıyız. 

Ayrıca Kurtuluş Savaşı'mızın bir anlamda siyasi manifestosu olarak tanımlanan ve Meclis-i Mebûsan tarafından 28 Ocak 1928'de oybirliği ile kabul edilen Mîsâk-ı Millî Hudutları içinde Musul'da bulunmaktadır. Mîsâk-ı Millî Bildirgesi Sivas Kongresi'nde benimsenerek Musul vilayetide Kurtuluş Savaşı'mızın hedefleri arasına girmiştir.

1924'de Musul Harekat Planı yapılmış ama İngilizlerin teşviki ile Nasturi ve Şeyh Sait İsyanları çıktığı için askeri harekat başlatılamamıştır. Çünkü birlikler isyanların bastırılmasına görevlendirilmiştir.

Irak Türkmenlerinin, Musul ve Kerkük bölgelerinin stratejik değerini öngören Başbakan Bülent Ecevit Koalisyon Hükümeti, Kıbrıs Türklerinin organize edilerek Türk Mücahit Teşkilatlanması'ndan esinlenerek Irak Türkmenlerinin hazırlanmasını kararlaştırmıştır. Bu görevin finansmanını karşılamak amacıyla da takriben 25 milyon dolar mali kaynak tahsis edilmiş ama Türkmenlere bir tüfek bile verilmemiş ve  paralar buharlaşmıştır. Böylece milli bir dava savsaklanmış, Türkmenler silahları olmadığı için DAEŞ teröristlerinin katliamına uğramış, kadın ve ve kızların çoğu teröristlerin cariyeleri yapılmışlardır. Bu günah, vebal ve yolsuzluğun hesabı bile araştırılmamıştır.

Bu vahim ve trajik olayın detaylarını kanıtlarıyla öğrenmek isteyenler, GOOGLE girsin ve "AYDIN DOĞAN'A AĞIR SUÇLAMALAR! EMEKLİ GENERALDEN MEKTUP" yazsın, tıklasın ve okusun.

Şimdi Kerkük ve Musul'da neler oluyor? Peşmergeler, Türkmen bölgelerine yerleşmeye ve Türkmenleri himayesi altına almaya çalışıyor. Türkmenler gereken direnci imkanları olmadığı ve Türkiye tarafından Kıbrıs'taki gibi organize edilmediklerinden direnç gösteremiyorlar. 10 Ekim'de yapılan Parlamento seçimlerinin güvenliğini Peşmergeler ile Irak Ordusu beraber aldı. Peşmergeler bölgelerindeki ABD üslerinde kalıyorlar. Türkmenler ise bu birliktelikten tedirgin ve bölgenin istikrarsızlığına yol açacağını savunuyorlar ve Bağdat'a bu şikayetlerini ilettiler. Ama dinleyen yok. Biz ne yaptık? Ne yapıyoruz? Sessizlik ve devekuşu politikası nı mı tercih ediyoruz acaba?  

DERSİM İSYANININ BASTIRILMASINA "KATLİAM" DİYENLERE DUYURULUR!
Gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyet zamanında ayaklanma yani isyanların çoğu Dersim bölgesinden meydana gelmiştir. Günümüzde isyanlar terörizm olarak tanımlanmaktadır.

Bu gerçeği bilen Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1936'da  Kürt vatandaşlarımızı değil, Dersim'deki toprak ağalığı düzenini en önemli iç sorun olarak nitelemiştir.

Dersim İsyanlarından ikisini örnek alıp yorumladığımızda bile olayların vehametini kolayca kavrayabiliriz kanaatindeyim.

Birinci isyan; Osmanlı döneminde Rus tehdidine karşı askeri birlikler Kafkas Cephesine kaydırıldı ve 93 Harbi denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı başladı. Bunu fırsat bilen Dersim'deki bazı aşiretler ayaklandılar. Hozat ve Mazgirt’de bulunan kışlalara baskınlar düzenleyerek çok sayıda askeri şehit ettiler. Böylece bu aşiretler Ruslara bir anlamda işbirliği yaparak, Osmanlı devletine ihanet ettiler.

İkinci isyan; Dünyanın hızla 2. Dünya Savaşına sürüklendiği ve Türkiye'nin  Hatay'ı anavatana katmak amacıyla Fransa ile çatışma içinde olduğu sırada yani 1937-1938  yıllarında Dersim'de iki kez ayaklanma yani isyan yaşanmıştır.

Bu iki isyanı yorumladığımızda; Dersim'deki toprak ağalarının devletin en hassas anında isyan başlatarak devleti arkadan vurmaya çalıştıklarını, güvenilemez olduklarını ve ağalık sisteminin büyük boyutta tehlike ve tehdit oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Doğal olarak toprak ağalığı denilen ortaçağdan kalan feodal sistemin tehlikesini ve sosyal sorunlarını çok doğru gören Atatürk ve arkadaşları Ulus-Devlet yani tek devlet, tek vatan, tek millet ve tek bayrak  anlayışını pekiştirmek ve Üniter Devlet  yapılanmasını  sağlamlaştırmak amacıyla 25 Haziran 1927 tarihinde 1164 Sayılı Kanunla ülkede geçici olarak 4  Müfettişlik kurdu. 4. Müfettişlik, Dersim'i de içine alan Elazığ'da teşkil edildi.

Bu organizasyonu günümüzdeki sıkıyönetim uygulamasına benzetebiliriz.

Osmanlı yönetimince Dersim'e verilen bazı ayrıcalıkların Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devam etmesini ısrarla isteyen Dersim'deki toprak ağaları, Atatürk'ün barışçıl girişimlerine olumlu yaklaşmadılar. Bilakis ağalık pozisyonlarını korumak için direnç gösterdiler ve isyan başlattılar.

Böylece hem devlete hem kendilerine hem Kürt vatandaşlarımıza ağır bedeller ödettiler. Bir bakıma Diyap Ağa gibi hareket etmeyerek büyük yanlış yaptılar .

Dersim'deki isyanların en tehlikelisi ve en şiddetlisi aşiret reisi Seyit Rıza'nın önderliğine 1937'de  başlatılan isyandır. İsyanın genişlemesi üzerine kapsamlı bir harekatla isyan altı ay içinde bastırıldı. Yargılama sonunda Şeyh Seyit Rıza dahil 7 isyancı idam edildi. Daha sonra yani 1938'de küçük çaplı bir ayaklanma olduysa da kısa sürede bastırıldı.

Dersim isyanlarının bastırılmasında "Katliam yapıldı" diyerek Türk Silahlı Kuvvetleri'ne iftira atan cahil ve bilgisizleri kınıyorum ve konuyu objektif anlayışla araştırmalarını öneriyorum. Katliam yapılsaydı isyanın lideri Seyit Rıza anında öldürülürdü. Halbuki sağ olarak yakalandı ve yargılandı. Bu olay bile katliam iftirasının yalan olduğunu kanıtlamaktadır. 

Dersim'de her an isyan çıkabilir düşüncesiyle Atatürk ve arkadaşları 25 Aralık 1935'de 2884 Sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun çıkardı. Dersim'in adı Tunceli Vilayeti yapıldı ve diğer vilayetler statüsüne getirildi. Dersim'deki toprak ağalarının çoğu bu kanunu tanımak istemediler.

Atatürk, toprak ağalını kaldırmak amacıyla 1929 yılında Toprak Reformu Kanunu çıkardı ve TBMM'de yaptığı bir konuşmasında "Toprak Kanunu’nun bir neticeye varmasını Kamutay’ın yüksek himmetinden beklerim" demiştir.

Daha öncede Tekke ve Zaviyeleri kapatarak laik ve demokratik Cumhuriyetin önünü yasal olarak açmış ama Dersim İsyanlarının bastırılması önceliği ve önemi dolayısıyla Toprak Reformu Kanununun uygulanmasında gecikme oldu. Daha sonra da ömrü vefa etmemiştır.

Müteakiben siyasal iktidarlar Toprak Reformunu rafa kaldırmış ve Tarikatların vesayetide hortlamıştır. Buna bağlı olarak laik Cumhuriyet şeriat rejiminin etkisine girmiş bulunmaktadır. Bu gelişmelere rağmen Türkiye'de demokrasi var diyen siyasiler inandırıcılığını kaybetmiştir. Türkiye'de demokrasi rejiminin uygulanmadığı ABD'de düzenlenen Demokrasi Platformuna davet edilmeyerek, dünya kamuoyu tarafından kanıtlanmıştır.

Dersim İsyanını bastırılmasına katliam yapıldı diyenlerin ileride PKK bölücü terör örgütüyle yapılan mücadelede de katliam iddialarını gündeme taşımak isteyeceklerinden kaygılıyım. 

Dersim'de katliam yapıldı diyenleri aydınlatmak aracıyla aşağıda bazı bilgileri sunuyorum.

Bir isyanı bastırmak veya bölücü terörle mücadele etmek özel savaştır. Bu savaşın  stratejisi teröristleri yani isyancıları etkisiz kılmak, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak, halkın emniyet  ve asayişini sağlamak amacıyla devlet tarafından milli güç unsurlarını geliştirerek ve kullanarak isyancılara yada terör örgütlerine yönelik yapılan faaliyetleri ve operasyonları kapsar.  Askeri güç burada silahlı unsurlara karşı kullanılır.

Bir devletin milli menfaatlerine yani bekasına ve refahına kasteden tehdit ve tehlikelerle yapılan mücadele savaştır. Savaşı devlet yapar, muharebeleri askerler yapar.

Askeri açıdan teröristlerle Alan Hakimiyeti Harekat Konsepti kapsamında mücadele gerekir. 

Harekatın doktrini ise 'teröristleri ara, bul, etkisiz kıl'dır. Burada etkisiz kıl, öldür demek değildir. Terörist ya da isyancıyı öldürerek, yaralayarak ya da esir alarak etkisizleştirir.  Burada kararı çatışmanın en ucunda görev yapan Mehmetçik ya da küçük birlik komutanı verir. Ayrıca askerler düşmanı yaralayarak etkisiz hale getirmeyi tercih eder.

Buna da katliam denilmez. Hiç bir asker ve komutan kendi vatandaşını katletmez. Operasyonlar gece-gündüz silahlı düşman unsurlarını hedef alır. Katliam; silahsız ve terörle ilgisi olmayanlarında öldürülmesini kapsar. Bunu da teröristler yapar. Dersimde katliam yapıldı diyenlere duyurulur.

Özel savaşın taktiğide komando yani gerilla taktiklerinin yoğun olarak kullanılmasını gerektirir.

Sonuç olarak; Dersim isyanı bastırılarak Türkiye'nin birlik ve beraberliği korunmuştur. Başarılı görev yapanlar kahramandırlar. Ancak, "Dersim'de katliam yapıldı" diyen zihniyetin gelecekte PKK ile savaşanlara da "Katliam yaptılar" diyebilecekleri kaygısını taşıyorum.

Bu arada önümüzdeki yakın gelecekte Cumhurbaşkanı ve Parlamento seçimi gerçekleşecektir ve Cumhurbaşkanı seçimi çok önemlidir. Tecrübesiyle yaptığı eserlerle, bilgi birikimi, kariyeri ve dürüstlüğü ile Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in değerlendirilmesini ilgililere sunuyorum. 


YORUMLAR

  • 0 Yorum