Doğu Akdeniz'de neler oluyor... Türkiye Mavi Vatan'da neler yapmalı

Doğu Akdeniz'de neler oluyor... Mavi Vatan'da hamle için ne yapılmalı. Araştırmacı Berkay Apsalmış "Mavi Vatan'da hamlenin tam zamanı" vurgusu yaptı. İşte o analiz.

Doğu Akdeniz'de neler oluyor... Türkiye Mavi Vatan'da neler yapmalı
06 Ağustos 2020 - 23:08

ANALİZ / BERKAY APSALMIŞ

Yunanistan ve Rum yönetimi 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de varlığı kesinleşmeye başlayan petrol ve doğalgaz kaynaklarına gözünü dikti. Gelinen durum itibariyle Yunanistan ve Rum Yönetimi uluslararası hukuk normlarını ihlal ederek Türkiye ve KKTC’nin haklarını gasp etmeye çalışılıyor.

Rum Yönetimi, 2004 yılında AB temayüllerine uygun olmayan şekilde birliğe alındı. AB'nin bu kararının arkasında, artan enerji ihtiyacının tahmin edilenden çok daha fazla olması yatıyor. Enerjide büyük ölçüde Rusya’ya bağımlı olan AB, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına ulaşmak için çareyi Kıbrıs’ı alelacele birliğe alıp sınırlarını genişletmekte buldu. Bu şekilde AB hem Doğu Akdeniz’de hem de Ortadoğu’da etkin bir aktör olmanın yolunu da bulmuş oldu.

AB’ye sırtını dayayan Rum Yönetimi, 2004 yılında adanın tamamını temsil ettiğini öne sürerek ‘’Kıbrıs Cumhuriyeti’’ adına Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilanında bulundu. Ardından Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB sınırlandırma anlaşmaları imzaladı. Ancak imzalanan bu anlaşmalar, Türkiye’nin MEB alanlarıyla doğrudan çakışıyor. Türkiye bu durum karşısında adı geçen ülkelere nota verdi. Bu girişimler neticesinde Lübnan ve Mısır imzaladıkları anlaşmaları meclislerinden geçiremedi.



Rum Yönetimi, meseleyi oldubittiye getirmek ve pozisyonunu güçlendirmek için bir adım daha öteye giderek Kıbrıs’ın güneyinde, Türkiye ve KKTC’nin de MEB alanına giren 13 adet parsel ilan etti. Ardından bu parseller, uluslararası şirketlere peşkeş çekilip arama ve sondaj ruhsatları verildi. Bu sayede Türkiye ile tek başına başa çıkamayacağını bilen Rum Yönetimi, yabancı şirketler vasıtasıyla emperyalist devletlerin de bölgeye gelmesinin yolunu açtı.

Yunanistan ve Rum yönetimi Doğu Akdeniz’de MEB iddialarına bilimsel ve hukuki kılıf uydurmak için AB’nin de desteğiyle Sevilla Üniversitesi’ne ısmarlama bir harita hazırlattı. Bu harita, Doğu Akdeniz’e en uzun sınıra sahip Türkiye’yi, Antalya Körfezi’ne hapseden uluslararası hukuktan ve bilimsellikten yoksun komik bir harita.
Türkiye, Ege’de olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de yaklaşık 20 yıldır aktif bir politika izlemedi. Yunanistan’ın Ege’de Türk adalarını işgal etmesi ve Türkiye’nin bu işgalleri resmi olarak kabul etmesine rağmen harekete geçmemesi pasif politikanın en bariz örneğidir.

Yunanistan’ın Ege’den başlayarak Doğu Akdeniz’e uzanmasının önünü açan tez; adalarında münhasır ekonomik bölgelere sahip olduğu tezidir. Türkiye’nin sessizliğe bürünmesi Yunan ve Rum ikilisini cesaretlendirdi ve bölgesel tezlerini hayata geçirmelerinin önünü açtı.

Ancak Türkiye bu sessizliği ilk defa 27 Kasım'da Libya ile "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı Muhtırası" ve "Askeri İş birliği Mutabakatı Muhtırası" başlıklı iki anlaşma ile bozdu. Bu anlaşma, geçte olsa Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de attığı ilk somut ve hukuki adım olması bakımından oldukça önemli. Libya ile Türkiye’yi denizden komşu yapan bu anlaşma bölgedeki dengeleri bozdu.

Aksi taktirde Türkiye’den önce; Yunanistan-Libya, Rum Yönetimi-Libya arasında yapılacak bir MEB anlaşması, Mavi Vatan’da Türkiye’nin geleceği açısından çok büyük kayıplara yol açacaktı.

***

İsrail, Doğu Akdeniz’de sahip olduğu doğalgaz kaynaklarını Batı’ya ulaştırmanın formülü üzerine yıllardır çalışıyor. Kısa zaman önce Türkiye’nin dahil edilmediği 'Eastmed' projesini hayata geçirmek için ilk adımını attı. İsrail’den başlayıp, Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden İtalya’ya ulaştırılması planlanan 1.900 kilometrelik boru hattı için imzalar atıldı. Maliyeti yaklaşık 10 milyar dolar olan bu proje, Türkiye’nin MEB alanını işgal etmekte. Ancak projenin hayata geçmesi hem Türkiye-Libya arasında imzalanan mutabakat nedeniyle hem de maliyetinin çok yüksek olması nedeniyle çok zor görünüyor.



Halbuki Türkiye’nin dahil edildiği bir proje çok daha gerçekçi ve mümkün görünüyor. Üstelik boru hattının Kıbrıs’tan Türkiye’ye çekilmesi 80-120 kilometrelik bir hat ile mümkün. Hattın maliyeti ise 500 milyon dolara kadar düşüyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de askeri donanma bulundurması caydırıcılık açısından elzem olsa da diplomatik kanalların aktif kullanılması oldukça önemli bir konu. Keza Libya ile imzalanan mutabakat sonrasında İsrail’in benzer bir anlaşma için Türkiye ile görüşmeye hazır olduğu iddia edildi. Türkiye, Doğu Akdeniz’in önemli aktörlerinden biri olan İsrail ile diplomatik ilişkilerini karşılıklı çıkar ilişkilerini göz önünde bulundurarak tekrar başlatmalı. Türkiye-İsrail arasında imzalanacak MEB anlaşması her iki ülkenin çıkarına olacaktır. İsrail, bu şekilde hem kaynaklarını Avrupa pazarına ekonomik ve güvenli şekilde ulaştıracak hem de Rum Yönetimi’ne kaptırdığı 4.600 kilometre kare alana tekrar kavuşacak. Türkiye ise Libya ile imzalanan mutabakatın bir benzeri olacak bu anlaşma sayesinde Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin İsrail ile olan sınırını da güvence altına alacak. Böylece Türkiye’nin eli bölgede daha fazla güçlenecek.

***

Mısır, Doğu Akdeniz’e Türkiye’den sonra en uzun sınırı olan ülke konumunda. Ülkenin başında bulunan ve AB, ABD, Rusya, Suudi Arabistan ve BAE tarafından desteklenen Abdulfettah El Sisi’nin Türkiye ile bir anlaşmaya varması kısa vadede mümkün gözükmüyor.

Libya-Türkiye arasında imzalanan mutabakat sonrası Mısır kaynakları Sisi’nin Türkiye ile MEB anlaşması için diplomatik ilişkiler başlatmaya hazır olduğu, Türkiye’nin ise buna sıcak bakmadığı iddia edildi.

Eğer şartlar uygun olsaydı Türkiye ve Mısır’ın arasında imzalanacak bir MEB anlaşması her iki ülkenin de çıkarına olabilirdi. Çünkü Mısır, Rum Yönetimi ile imzaladığı anlaşma sonucunda, içinde hidrokarbon yatakları da bulunan 15.000 kilometre kare alanı kaybetti.

Türkiye ile imzalayacağı bir anlaşma, bu alanları Mısır’a kazandırabilirdi. 

Yunanistan’ın Mısır ile MEB anlaşması imzalaması ve Mısır'daki siyasi atmosfer Türkiye ihtimalini tamamen ortadan kaldırıyor. 

***

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hakkı olan alanlarda egemenlik sağlaması için anlaşması gereken diğer iki devlet ise Lübnan ve Suriye. Bu iki devlet, Rum Yönetimi ve İsrail’in bölgede ilan ettiği MEB’lerin hakkaniyete uygun olmadığı görüşünü paylaşıyor. Sadece Lübnan, Rum Yönetimi ile yapacağı bir MEB anlaşmasında 3.957 kilometre kare alanı kaybediyor.

Elbette Suriye ve Lübnan’ın bugün içinde bulunduğu karma karmaşık durumlar ve Türkiye’nin bu devletlerle olan ilişkisi bir MEB anlaşması imzalanmasını kısa vadede imkansız kılıyor. Bu ülkelerde kontrolü elinde bulunduran yabancı güçler de Doğu Akdeniz’de kendi menfaatlerine aykırı bir anlaşma imzalanmasına engel olmaya çalışacak. Ancak Türkiye’nin dış politikasında revizyona gitmesi, diplomatik girişimlerin üst seviyede tekrar başlaması açısından oldukça önemli olacak.

***

Doğu Akdeniz’de halihazırda kıyıdaş devletler dışında da birçok aktör bulunuyor. Bölgeye sınırı olmamasına rağmen ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Güney Kore, Katar ve İtalya gibi devletler uluslararası enerji şirketleri vasıtasıyla bölgede faaliyetlerde bulunuyor.

Bunun yansıra Doğu Akdeniz’de ABD, 6. filosuyla en güçlü aktör konumunda. Suriye iç savaşını bahane eden Rusya, Suriye de askeri üsler kurup Tartus Limanı’nı da geliştirerek Doğu Akdeniz’de kalıcı olacağının sinyalini verdi. İran, Suriye rejimine destek vermek için savaş gemilerini bölgeye gönderdi. İngiltere, Kıbrıs’ta bulunan askeri üsleri nedeniyle bölgede aktif bir politika izliyor. AB ülkeleri, Rum Yönetimi’nin birliğe alınmasıyla bölgede aktif olmanın yolunu buldu. Çin, Rum Yönetimi ve Mısır’ın hidrokarbon yataklarının işletilmesi amacıyla kuracağı tesislerin yapımı için görüşmeler yaparak bölgeye girmenin yollarını arıyor.

***

Büyük bir satranç tahtasına dönüşen Doğu Akdeniz’de sular uzun süre dinmeyecek. Türkiye bu süreçte bölgedeki askeri varlığını artırarak haklarından taviz vermeyeceğini kararlılıkla göstermeli. Bunun yanında diplomatik girişimlerini artırıp, başta kıyıdaş devletler olmak üzere bölgede bulunan diğer aktörlere diyaloğa açık olduğunun mesajını vermelidir.

Covid-19 salgını nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarının düşmesi, bölgede arama ve sondaj çalışması yapan uluslararası şirketlerin, faaliyetlerini bir yıl erteleyerek ve bölgeden ayrılmalarına neden oldu. Bu da Türkiye’nin bölgedeki manevra kabiliyetini artırdı. Türkiye bu tarihi fırsatı kaçırmamalı.

Mavi Vatan’da olup biten her şey, doğrudan Türkiye’nin egemenlik haklarını ve geleceğini ilgilendirmekte.

İşte o yüzden vakit kaybetmeden gerekli adımlar süratle atılmalı, milli varlığa tehdit oluşturan unsurlarla bütün kanallar aktif kullanılarak mücadele edilmeli.


 


YORUMLAR

  • 1 Yorum