Çin'den Doğu Türkistan'da soykırım: Uygur Türklerinin organları çalınıyor!

Çin’de yaşayan Uygur Türkleri bir sebep verilmeksizin alındıkları eğitim kampı olarak adlandırılan kamplarda işkence ve uzmanların ‘soykırım’ olarak adlandırdığı uygulamalara maruz bırakılıyor.

Çin'den Doğu Türkistan'da soykırım: Uygur Türklerinin organları çalınıyor!
03 Mart 2022 - 11:19


GÜLDESTE DEMİRTAŞ / AYKIRI

Çin, Doğu Türkistan'da, kendi topraklarında yaşayan Uygur Türklerini elle tutulur bir sebep vermeksizin "Mesleki Beceri Eğitim Merkezleri” olarak adlandırdıkları kamplarda kalmak zorunda bırakıyor. Yıllardır işlevini sürdüren bu eğitim kamplarının aslında asimile politikasına hizmet eden oluşumlar olduğu belgelerle ortaya kondu. Birçok araştırma ve belgesel ise bu kamplarda kalmış görgü tanıklarıyla durumun asimile politikasını aşıp soykırım boyutuna geldiğini gözler önüne seriyor. Bu konu güncelliğini korurken Aykiri.com.tr olarak bölgede Uygur Türklerinin neler yaşadığını daha iyi anlamak için Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği’nde (ETHR) Genel Sekreter olan Nureddin İzbasar ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

- Çin’de, Uygur Türklerinin tutulduğu kamplar toplum için tehlike arz ettiği düşünülen Uygur Türklerinin tutulduğu eğitim kampları olarak tanıtılıyor. Fakat bunun böyle olmadığı, Uygurların bu kamplarda zulüm gördüğü birçok araştırma ve belgesellerle ortaya konmuş bir gerçek. Bu kampların amacı nedir, burada nasıl faaliyetler gerçekleştiriliyor?

Çin’den sızan ve bizim ulaştığımız bilgilere göre Çin toplama kamplarının uluslararası arenada tepki göreceğini önceden görmüş ve buna karşı planlamalar yapmış. Gazeteciler vb. kişiler bu kamplara geldiği zaman gösterebilecekleri alanlar ayarlanmış. Bunlar sadece basına göstermek için ayarladıkları ve basının gözü önünde sergilenen bir nevi tiyatro gerçekleştirilen gösterim alanlarıdır. Fakat esas olarak iki çeşit kamp türü bulunmaktadır. Bu iki çeşit kamp çok sıkı denetim altında güvenlik duvarlarıyla korunan kamplardır. Bu kamplarda tutulan insanlar sabahtan akşama kadar kötü muameleye maruz bırakılıp işkence görüyor. Kadınlar ve erkekler tecavüze uğruyor ve bu erkeklere izletiliyor. Ayrıca sabahtan akşama kadar Çin ideolojileri öğrenilmek ve ezberlenmek zorunda. Çince de öğrenilmek zorunda. Sabah saat 5’ten gece saat 1’e kadar bu eğitimler durdurulmuyor. Verilen yemeklerin kötü olduğu, hijyenik olmayan 20 metre karelik bir koğuşta kırk kişinin kaldığı, insanların duş almasına izin verilmeyen bir ortam. Eğer kadınlar hamileyse toplama kampına girmeden önce bebekleri doğmadan karınlarında öldürülüyor. Yazın kızgın güneş altında çıplak ayakla beton altında kışın ise buz üzerinde saatlerce bekletiliyorlar. Elektrik şokları veriliyor. Bu kamplarda yapılan işkencelerin haddi hesabı yok. Kötü muamele, dayak, her türlü işkence yöntemi uygulanıyor. Bu kamplar Nazi toplama kamplarının bir üst versiyonudur. Bu kamplarda kalan insanlara Nazilerin Yahudilere yaptıklarından daha fazla işkence uygulanıyor. Günümüzde Çin, Nazilerden daha fazla teknolojiye sahip neler yapabileceklerini siz düşünün.

UYGURLARIN ORGANLARI ÇALINIYOR
Bu kamplarda hem işkence hem insanlık suçları hem de birçok ölüm vakası yaşanıyor. Ayrıca bu kamplarda kalan insanlar üzerinde kimyasal biyolojik deneyler yapılarak organları çalınıyor.

Ailesi bu kamplarda tutulan Doğu Türkistanlıların birçoğu onlardan haber alamamaktadır. Bu kamplara insanların ne zaman girip çıkacağı asla belirtilmiyor ve bu insanlar bu kamplara hiçbir mahkeme kararı olmadan alınıyor. Kamplarda kalan kişilerin yurt dışı ile iletişim kurması da bir suç sayıldığından haberleşmek imkansızlaşıyor. Bir de buna paralel olarak yapılan köle işçilik zinciri bulunuyor.

Çin’in iç bölgesindeki fabrikalara götürülüp çalıştırılan milyonlarca insan var. Toplama kampına götürülen küçük çocuklar da bulunuyor. Onlar için ayrı kamplar yapılmış. Bu çocuklarda işkence görüp ana dillerini konuşmaları yasaklanarak asimilasyona uğruyor. Bu kamplarda kalan şahitlerin bizlere anlattıklarına göre bu anlattığım şeyler yapılıyor. Ayrıca fiziksel şiddet, psikolojik işkence de uygulanıyor. Şuanda milyonlarca insan bu kamplara kapanmış bir şekilde kurtarılmayı bekliyor.

- Uygur Türklerinin tutulduğu 18 tane yeni kamp, Çinli bir aktivist tarafından ifşa edildi. Bu kampların inşasının devamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

New Life Enstitüsü’nün açıkladığı rapora göre toplamda 1400’den fazla toplama kampının yeri tespit edilmiş durumda. Bunlar sadece tespit edilmiş olan kamplar. Bir Tayvanlı Youtuber, 2019 yılında çektiği ve birkaç ay önce yayınladığı görüntülerde toplama kamplarının inşasına devam edildiğini canlı canlı gözler önüne seriyor. Artık daha geniş alanlara daha büyük ve korunaklı kamplar gizli bir şekilde inşa ediliyor. Bir de bunun yeraltı var. Bu noktada Çin’in hiçbir şekilde geri adım atmadığı görülüyor. Yurt dışından her ne kadar baskı gelirse gelsin ‘biz bu işi bitireceğiz’ diye açıkladıkları ifşa edilmiş gizli belgeleri bulunuyor. Bu belgeler New York Times gazetesinde yayınlanan araştırmalarda da ortaya kondu. Milyonlarca Kazak, Kırgız ve Uygur Türkü esir tutuluyor. 21. yüzyılda tüm dünya özgürlük, insan hakları ve adaletten bahsederken Doğu Türkistanlılar soykırıma maruz kalıyor. Toplama kampları Çin’in bahsettiği gibi eğitim merkezleri değil. Bunlar sistematik bir şekilde çalışan soykırım ve ölüm kamplarıdır.

- Türkiye’de dahil olmak üzere dünya ülkeleri birçok uzman tarafından soykırım olduğu ortaya konan Çin’in işlediği bu insanlık suçuna son vermek için bir faaliyette bulunuyor mu?

ABD, Kanada ve Avrupa ülkelerinde bazı adımlar atılıyor. En son ABD’de köle işçilik ile ilgili yasa tasarısı ortaya çıkarıldı. Bu bizim açımızdan olumlu bir gelişmedir. Şuan toplam yedi ülkenin parlamentosu Doğu Türkistan’da yapılanların soykırım olduğunu tanıdı. Bu da olumlu bir gelişme ancak yeterli değil. Türkiye’nin henüz bu konuyla ilgili attığı bir adım yok. Çin’in ekonomik gücü dolayısıyla birçok ülke bir adım atmakta kendini geri çekiyor. Sayısı 43’e yakın ülke bu soykırımı kınadıklarını belirtirken içinde birçok İslam ülkesinin bulunduğu 50’ye yakın ülke ise Çin’in bu politikasını desteklediğini açıkladı. Bu utanç verici bir tablodur. Hal böyleyken Çin kendi politikasının propagandasını yapmaya devam edip soykırım politikasına devam etmek için suçsuz Uygur Türklerine terörist etiketini yapıştırıyor. Çinli yöneticiler uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmalı ve Doğu Türkistan kendi kaderini kendisi belirlemeli.

- Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine karşı başlatılan asimilasyon politikasının süreç içinde soykırıma evrildiği görülüyor. Bu süreç tarihsel olarak nasıl gelişti?

Çin’de yaşayan Uygur Türkleri hükümet tarafından tarihsel sürecin içinde başlayan asimile çalışmalarına maruz bırakılıyor. Tarihçilere göre Uygur Türklerine karşı asimile çalışmaları 1955 yılında Çin’in Doğu Türkistan’a özerklik ilan edip hiçbir özerklik yasasını uygulamadığı zaman başlıyor. 1964 ile 1996 yılları arasında Çin toplam 46 nükleer denemenin tümünü Doğu Türkistan'ın Lop Nur’da gerçekleştirmiştir.  Bu nükleer denemeler sonucu bölgede yaşayan insanlar hayatını kaybetti ve türlü hastalıklara yakalandı.

1986 yılına gelindiğinde Doğu Türkistan’da aile ve nüfus politikası planlama adı altında bir politika geliştirerek çocukların anne karnından alınması, köylerde üç, şehirlerde ikiden fazla çocuk sahibi olunmasını yasaklayan bir yasaya doğru ilerleniyor. Bu politika Çin’de de uygulanıyor olsa da Doğu Türkistan’da vahşice uygulanan bir politika olarak hayata geçiyor. Doğu Türkistanlılar bu politikaya çok büyük tepkiler gösteriyor. 2001 yılında ise Çin, dünya ticaret örgütüne üye oluyor. Ekonomik gücü artıyor. 2001’deki 11 Eylül saldırılarından sonra Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri bir seviye daha yükseltilerek hak arayışlarını ve kendisinin istemediği her şeyi terör olayı olarak adlandırıp yok etmeye çalıştığı görülüyor. 2008 yılında Pekin Olimpiyatları dolayısıyla olağanüstü hal ilan edilmesinin ardından Doğu Türkistan’daki tüm bölgelerde kimlik kontrolleri çoğaltılıyor, askerler sokağa iniyor. Köyden köye ve şehirden şehre geçilirken özellikle Uygurlar çok sıkı bir denetimden geçirilmeye başlanıyor. Böylece daha çok militan bir yönetim ortaya çıkıyor ve bu yönetim Çin tarafından sistematik, kademeli ve bilinçli bir şekilde uygulanmaya başlıyor.

Daha sonraki süreçte asimilasyon politikasının bir yöntemi olarak Doğu Türkistanlı hiç evlenmemiş genç kızlar, Çin’in iç bölgesindeki fabrikalara fazla iş gücü altında götürülmeye başlanıyor. Özellikle genç evlenmemiş kadınlar seçilerek onları Uygurların sosyal ortamından koparıp Çinlilerle evlenmeleri sağlanarak böylece Uygurların nüfus artışı durdurulmaya çalışılıyor. Genç kadınlara uygulanan bu uygulama bir süre sonra liseli ve ortaokullu kız çocuklarına uygulanmaya başlanıyor. Başarılı olan kız çocukları, seçilip Çin’in iç bölgelerindeki okullara gönderiliyor. Bu okullara giden kız çocukları okullarda bir çeşit hapis hayatı yaşadıkları görülüyor. 2009 yılında Doğu Türkistanlıların yaptığı bir protesto sert bir biçimde bastırılıyor ve Çin daha sert bir politika izlemeye başlayarak Uygurların dini ve milli kimliklerine yönelik saldırılara başlıyor. Uygur Türklerinin evlerinin içine girilerek insanların giyimine, dış görünüşüne karışılmaya başlanıyor. Dini ibadetleri yasaklanıyor.

2012 yılında Çin, tüm dünyada duyulmuş olan ‘Bir kuşak bir yol’ adı altında bir proje başlatıyor. Çin hükümeti bu projeyi Doğu Türkistan’ın güvenliğini sağlamak için ortaya konan bir proje olarak tanımlıyor. Fakat birçok uzman Çin’in bu projeyi Doğu Türkistan’ı kontrol altında tutmak için başlattığını ileri sürüyor. 2012 yılına gelindiğinde ise birçok uzmanın Uygur Türklerine uygulanan zulmü ‘soykırım’ olarak adlandırmasını neden olan toplama kampları, Çin tarafından inşa edilmeye başlanıyor.

Çin, Doğu Türkistan’da nükleer denemeler gerçekleştirerek insanların ölmesine ve türlü hastalıklara yakalanmalarına sebep olmuştu.

Günümüzde bu kamplar işlevlerine devam ederken sayılarının da git gide artmaya devam ettiği araştırmacılar tarafından belgelenmeye devam ediyor. Bu kamplarda bir süre kalıp yurt dışına kaçmış birçok Uygur Türkü’nün yaşadığı işkenceyle yapılan soykırım çalışmalarının ifadeleri belgelerle ortaya konurken hala birçok Uygur Türkü Çin’de bu kamplarda kalan aile fertlerine ulaşmaya çalıştığını bildiriyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum