Aykırı Medya

Modern mi zamanlar ?

Modern mi zamanlar ?
Fatmanur Killioğlu
Fatmanur Killioğlu( fatmanurkillioglu@aykiri.com.tr )
97
29 Ağustos 2018 - 8:30

Aslında her şey sanayi devrimiyle başladı.

1936 yapımı olan, Charlie Chaplin’in başrölünde oynadığı bir sessiz film olan Modern Zamanlar’dan (Modern Times) bahsetmek istiyorum sizlere. Modern Zamanlar filmi insanların makineleşmeyle karşı karşıya kalarak makineyle olan mücadelelerini ve aynı zamanda korkularını anlatan bir komedi filmidir. Filmin ilk sahnesi bir koyun sürüsüyle başlamaktadır daha sonra bu sürüyü bir grup erkek işçilerin fabrikaya girişiyle devam etmektedir. Buradaki sürü insanların akılsız bir biçimde işlerini yapıp işten ayrılmalarını sembolize etmektedir. Seri bant üzerinde olan işlerin işçiler tarafından bant hızınca yapılması beklenmedir. Bir o kadar hızlı olan bant gibi işçilerin de aynı performansta olması beklenmektedir. İşverene göre her dakika değerli olup işçilerin tuvalet molası bile kontrol edilmektedir. Öğlen yemeklerinde daha hızlı olunsun diye işçiye yemek yediren bir makine bile denenmiştir. Filmde makineye uyum sağlayamayan Chaplin işten atılır ve farklı işlerde tutunmaya çalışır fakat bunlara rağmen hapse girer. Cezaevinde yaptığı bir davranışla serbest bırakılır. O sıra bir kızla tanışmıştır ve bir kulübede yaşamaya başlarlar. Burada da tutunamazlar ve farklı kasabalarda farklı makineye alışmaya çalışarak hayatlarını devam ettirmek üzere yollarına hep devam ederler. Ve bunlara rağmen hep mutludurlar.

İnsan gücünün sömürülmesini en güzel anlatan filmlerden biridir Modern Zamanlar.  İlk olarak insanları koyun sürüsüne benzeterek eleştirmeye başlamıştır. Buharlı makinelerin ortaya çıkmasıyla birlikte işgücü sömürülmeye başlamış ve işverenler makine odaklı düşünerek üretimlerini yapmaya başlamışlardır. Filmde de görülebileceği gibi seri bant sistemiyle birlikte insanlar robotlaştırılmaya başlamıştır.

Sanayi Devrimi ile liberal kapitalist bir anlayış dünyaya hakim olmaya başlamıştır.

Bu ekonomik sistem ne ekonomik açıdan ne de toplumsal açıdan hedeflediği başarıya ulaşamamıştır. İşgücü sömürüleri başkaldırı göstermeye başlamıştır. Bunun en açık göstergesi olarak 1929 Ekonomik Krizi’ni gösterebiliriz. Devlet müdahalesinin olmadığı bir sistemden (liberal) devletin ekonomik hayata müdahalesinin olduğu bir sisteme geçiş dönemi başlamıştır. Bu politikaları da keynesyen ekonomik politikaları desteklemiştir. Bu ekonomik yaklaşımlar aynı zamanda bir sosyal devlet doğmasına etki etmiştir. Devlet müdahalesi birçok sorunları ortadan kaldırmıştır. Bu sosyal refah devletlerinin tam olarak hayata geçmesi ise 2.Dünya Savaşı’ndan sonra olmuştur. Özellikle batı toplumlarında sosyal refah devlet anlayışı tamamen egemen olmuş ve etkinlikleri en üst düzeylere ulaşmıştır. Devletin ekonomiye müdahalesindeki en temel amaç ise “ekonominin kalkınması”dır.

Refah Devlet: Yaşam standartları yüksek, çok fazla sefaletin olmadığı, işgücünün çoğunun istihdama katıldığı 1930’lardan sonra ortaya çıkan devlet anlayışıdır.

1945’lerden sonra dünyada görüşü olarak gelişen en temel şey olarak sosyal güvenlik harcamaları ve sağlık harcamaları olarak bilinmektedir. Altın Çağ olarak adlandırılan sosyal refah devletlerinin de bir sonu yaklaşmış olup 1970’li yıllarda yaşanan ekonomik kriz ile son bulmuştur. Ekonomideki yavaş büyüme, işsizliğin artması sosyal devlet anlayışlarını etkilemiş ve farklı düşünceler doğmasına neden olmuştur. 1970’li yılların sonlarından, özellikle 1980 ve sonrasından günümüze kadar, devletin ekonomik ve sosyal alanda etkisinin azalmasını savunan Neo-Liberal düşünceler yerini almaya başlamıştır. Bu düşünceler; devletin ekonomideki rolünün azalarak özel sektör ve serbest piyasa ekonomisinin oluşması, sosyal harcamalarda olan azalmalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu düşünceler beraberinde sosyal politikayı olumsuz etkilemiş ve belli sorunlar doğurmuştur bu sorunlar:

  • Ayrımcılık,
  • Engellilere, göçmenlere, çocuklara, gençlere, yaşlılara, eski hükümlülere yönelik düzenlemeler,
  • Gelir dağılımı ve yoksulluk,
  • İstihdam ve işsizlik,
  • İş sağlığı ve güvenliği,
  • Nüfus,
  • Sosyal dışlanma,
  • Sosyal güvenlik,
  • Ücretler olarak sıralayabiliriz.

Gelişmekte olan bir ülke olarak sosyal refah devlet kısmında yer alamadık hatta sosyal güvenliğe yapılan yatırımlarda batı ülkeleri yüzde yüz yatırım yaparken bizim yatırımlarımız yüzde seksen civarında yer almaktadır. Bu saydığım sosyal güvenlik sorunlarını gelişmiş olan ülkeler fazlasıyla kapatmış ve 1980’den sonra eksiklerini kapatmaya büyük ölçüde devam etmişlerdir.

            21.yy’da ki serüvene göz atacak olursak:

Günümüz açısından bu sorunları ve işçi emek sömürüsünü ele alacak olursak Avrupa standartlarında, ABD’de, Japonya, Güney Kore gibi birçok gelişmiş ülkede insan odaklı üretimler yapılmakta ve çalışanların hayat standartları aynı şekilde güvenlikleri de çok fazla karşılanmaktadır.

Türkiye açısından baktığımızda ise; toplumumuz hala geleneksek anlayış çerçevesinde ilerlemektedir. Bizim için gelişmek özentilikten başka bir şey olmadığını açıkça söyleyebiliriz. Özentilik yerine yeni fikirler geliştirsek her şey daha farklı olmaz mıydı? Ülkemizde işverenler sendikalara hiçbir şekilde olumlu bakmamakla birlikte toplumda sendikalarının gücünün halen bilincinde değillerdir. Kötü olan yanı ise yeni bir bilgiyi öğrenmek istememeleri diye düşünüyorum çünkü bazı kavramların, örgütlerin, kuruluşların amaçlarından, sağladıkları faydalardan bihaberler. İşveren sadece üreteceği ürünün adetine veya kazandırdığı paraya bakarken çalışan işçide haklarından habersiz sadece alacağı paraya bakıyor. İşyerlerinde ne bir etkinlik ne bir motivasyon arttırıcı aktivite ya da işverenin samimiyeti bulunmuyor.  Çoğu işyerinde işçi haklarından eser yok ya da haklarını bilen işçiler sessiz kalmak durumunda çünkü alınan asgari ücretle bir aile geçindirmek zorundalar. Neden bu sessizlik? Neden kollektivist hareketlere kalkılmıyor? Neyden korkuyorlar? Neyden korkuyoruz?

Türkiye’de asgari ücretle çalışan bir işçinin hayat standardı 6 gün iş ve diğer bir güne ne sığabilirse artık. Gündüz 7.5 saatten fazla çalışmalar, mola yok, olabildiğince insan vücudu düşünülmeden çalıştırmalar, sosyal olamayan yaşamlar. Geriye kalan ise uzun dönemde meslek hastalıkları.

Anlatmak istediğim ise biz hala Modern Zamanlar filmindeki serüveni yaşamaya devam ediyor. Ama bilinmez ki bu serüvenin sonu nasıl biter ?

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.