Aykırı Medya

Ekonomide kuruluş ayarlarına dönmekten ne anlıyoruz?

Ekonomide kuruluş ayarlarına dönmekten ne anlıyoruz?
Önder Mehmet Eren
Önder Mehmet Eren( ondermehmeteren@aykiri.com.tr )
24
24 Şubat 2019 - 12:41

Binlerce yıllık zaman diliminde gelişerek günümüze ulaşan kimi evrensel gerçekler-evrensel haklar vardır. Bu gerçekler bundan bin yıl sonra da var olacaktır ve bu gerçeklere sırt dönen her kişi-kurum ve devletler çökmeye mahkum olacaktır. Eşitlik-adalet-özgürlük-akıl ve bilim bu evrensel hak ve gerçeklerin başlıcalarıdır.

Son zamanlarda çok duyduğumuz ‘’kuruluş ayarlarına dönmek’’ lafını bu çerçevede incelemekte fayda vardır yoksa 100 yıl öncenin problemlerini çözmek için kullanılan çözümleri günümüze uyarlamaya çalışarak büyük yanılgı içine düşeriz ki bugün ‘’kuruluş ayarlarına dönmek’’ lafını kimi kesim çok yanlış anlarken kimi kesim ise doğru anlayıp, o amaçla bu lafı telaffuz etmesine rağmen özellikle kimi Kemalist kesim tarafından yanlış anlaşıldığı için linç yiyor.

Türk Milleti, Atatürk önderliğinde verdiği Kurtuluş Savaşı’nın ardından içeride hızlı bir şekilde toparlanmaya başlamıştır ve tabi ki bu toparlanmanın en önemlilerinden birisi ekonomi alanında yapılanlardır. Mustafa Kemal Atatürk bir iktisatçı değildi, ama o dönemde uyguladığı yöntemlerle ekonominin kalkınmasına yönelik büyük adımlar atmıştı. İktisatçı olmamasına rağmen Atatürk’ün bunu yapmasının altında yatan en büyük nedenlerden birisi aklını kullanarak problemleri görmesi ve o problemi çözücü fikirler geliştirip uygulamasıdır. Kurtuluş Savaşı’nı yeni vermiş, aç, yorgun, fakir bir millet ve burjuvazisi tamamen yabancı olan bir Türkiye vardı. Mustafa Kemal bu dönemin problemleri için çözüm yolları aramıştır mesela bu yollardan birisi ithal ikame yani korumacı bir politika izlemesidir. (Şevket Pamuk Atatürk’ün bu görüşünün İttihat ve Terakki ile uyuştuğunu belirtiyor)

Bu politika sayesindedir ki, Türkiye Cumhuriyeti borçlarını ödemeye başlamış, ithalatı düşürüp ihracatı artırmış ve hatta cari fazlası vermiştir. Belki tek çeşit yiyecekler tek çeşit giyecekler olmuş ama politika başarıya ulaşmıştır. Şimdi, bizler ekonomik olarak kötü zamanlarda olduğumuz şu günlerde  ‘’kuruluş ayarı’’ derken anlamamız gereken korumacı politika mı izlemek yoksa problemleri belirleyip akılcı çözümler mi üretmek? İşte buradaki fark yanlış anlaşılırsa hem Atatürk’ün fikirlerini bir doktrin yaparız hem de bulduğumuz bu çözümler başarıya ulaşmaz. Bu aslında her alanda geçerlidir bizim ise kuruluş ayarlarından anlamamız gereken, kuruluş dönemlerinde uygulanan evrensel haklar ve değerlerdir yani bilim-akıl-eşitlik-hak-adalet vb. Kuruluş ayarını bu şekilde anlamadıktan sonra bağıra çağıra kuruluş ayarları diye bağırmak kuru gürültüden başka bir şey değildir. Tabi birde bu işten çıkar sağladıkları için, Atatürk’ü sevenleri Atatürk ile aldatmaya çalışan, Atatürk’ten para kazanan, Atatürk üzerinden şan-şöhret devşiren tipler vardır. Türlü kanallarda, gazetelerde sürekli olarak Atatürk diye bağırıp, her şeyi Atatürk’e bağlayan bu tiplerin kuruluş ayarı diyerek duygu okşamaktan başka bir amaçları yoktur.

Atatürk zamanı çözümleri o zamanlar bitmiştir. Bizlerin yapması gerek yeni sorunlara yeni çareler bulup bunu uygulayabilmek için çabalamaktır. Atatürk’ün yaptığı işleri temel evrensel kural haline getirmenin kimseye bir yararı yoktur. Bugün içinde bulunduğumuz durumda Türkiye’nin ekonomide  temel problemi nedir?  Üretim yapmamak, sıcak parayla günü geçiştirmek, aşırı ithalat yaparak ve üretmek yerine satarak kalkınacağına inanmak. Buna en basit çözümlerden birisi nedir? İthalatta en çok kısmı hangi sektöre harcıyoruz petrokimya alanına harcıyoruz. Bunun için gerekli çözüm  hesaplamaları yapıp mevcut petrokimya fabrikalarını gerekli kapasiteye getirip gerekirse daha büyüğünü ( şu mevcut şartlarda şimdikinin 5 katı olarak görünüyor ) inşa edip, yılda yüz milyarlarca dışarıya akan paraları 30-40 milyar dolar harcayarak yapacağımız petrokimya fabrikaları sayesinde içeriye akıtmaktır.

Tabi bu arada üretmeyi de doğru anlamamız lazım. Şöyle ki; dışarıdan makine alıp bir malı o makineyle  üretmek değilde o makineyi kendimiz üretip yine o makineyle katma değerli mallar üretmeye yönelmeliyiz. Tabi bu üretme aşamasında çağı yakalamakta çok önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti olarak üreteceğimiz mallar günümüzde rağbet gören ve 40-50 yıldan fazla süre içinde de rağbet görecek alanlarda olmalıdır. Servet sahibi en büyük şirketlere baktığımızda bunlardan çok uzak olduğumuz aşikar nitekim birisi montaj yapıyor birisi kek gofret satıyor, devletimiz ise özel şirketlerin yönelmedikleri ve yönelmemesi gereken kimi alanlara ise hiç bulaşmıyor mevcut olanları da satıyor başta da dediğim gibi satarak kalkınacağımıza inanan bir ülke haline geldik.

Devlet çay mı satar, devlet kağıt mı satar, devlet bunlarla uğraşmamalı  diyen liberal tipler sayesindedir ki  bugün pazarlarda domates biber satar duruma geldik. Son 10-15 yıldır uygulanan saçma politikaların acısını bu yaz itibaren özellikle kur farkıyla çekiyoruz. Bizim maalesef genimize işlemiş saçma bir hamaset ile sağa sola meydan okuyoruz ama dönüp dolaşıp yeniden o şeylere muhtaç oluyoruz. Ekranlara çıkıp dolar bitecek artık yerel parayla alışveriş yapacağız diyen insanlar günden güne görmektedir ki söyledikleri şeyler en basit haliyle hayalperestliktir. Temelleri sağlam atılan dolar hegemonyası 3-5 yılda çökecek değildir. Eski çözümlerle hele hele polisiye zorlamalarla ekonomi düzelmez bu yazdıklarım dışında, bunun gibi nice alanlarda ‘’Akıl’’ rehberliğinde düzeltmemiz gereken onlarca konu vardır. Hamaset yaparak, yalan yanlış bilgiler vererek, hele hele mevcut problemleri görmezden gelip kilim altına süpürerek sorunları çözemeyiz. Kilim altına süpürülen tüm bu sorunlar pislik gibi birikip artık o kilimin altına sığmayacak ve bizler bunun acısını, sorunları ötelemeye devam ettikçe daha beter göreceğiz.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.