Aykırı Medya

Bir nazarlık da pazarlığa

Bir nazarlık da pazarlığa
Şule Nurdoğan Olgun
Şule Nurdoğan Olgun( sule.nrdgn.olgun@gmail.com )
22
26 Haziran 2018 - 20:51

Nereden başlayacağımı bilemiyorum aslında…

Konunun neresinden tutsan yalpalıyorsun çünkü, Binali Yıldırım’ın elinde kalan başbakanlık koltuğunun sapı gibi…
Yalnız tek farkla, benim dilimden dökülemeyenler, yüzüme gülümseme olarak değil de, boğazıma düğüm olarak takılıyor…

Kabul edemiyorum, kabullenemiyorum, sindiremiyorum!
Sonuçları mı? Kazananı mı?
Bu sonucun tek kaybedeni Türk Halkı.

Zaten inanmıyorum bu düzeneği önceden kurulu, uzaktan kumanda edilen sözde seçim sistemine.
Olması gerekenlerden, yani insani değerlerden yoksun giriliyor yarışa, atı yelelerinden tutup zaptediyorlar mesela, ağzına gem vurarak yapıyorlar bunu üstelik! Hem nalına, hem mıhına çakıyorlar da sesini yutturuyorlar zavallıya..

Yukarda kastettiğim mağdur, tabii ki seçmen, kendini seçen zanneden..
Oy verince seçtiğini düşünen…
Hoş ben bile acaba dedim ya neyse…

24 Haziran, günü oy kullandığım okuldaki insanları gördüm ben..
Her birinin yüzüne yerleşke olan umuda dokundu gözlerim!
Hepsi “bu defa başka” diye sabahın köründe kuyruk olmuştu okulun kapısında, çocuklar vardı oyun oynayan, dans eden bahçede..
Bankta oturan teyzenin bağıra bağıra, “şükürler olsun! Bu kez tamam bu iş!” diyerek ayağa fırladığını,
Benim yaşlarımda bir hanımefendinin, Atatürk büstünün önünde kızıyla oğlunun fotoğrafını çekerken, “Sanki Mustafa Kemal Bizim Çocuklar” diyerek kocasına attığı gülüşle karışık bakışı gördü bu gözler.
Patatesin ve soğanın dolar tadı verip vermediğini tartışan iki farklı görüşteki insanın atışmalarının saygı çerçevesine şahit oldu.
Bütün bunları izledikten sonra gökyüzüne baktım. Antalya’da haziran ayı ve öyle güzel bir esinti vardı ki o gün…
Birkaç derin nefes aldım, sıra numarama baktım ve dedim ki; ” inanmadığım halde bu sisteme, sırf vicdanım kanıma girdiği için ve başkanlık sisteminin ne demek olduğunu bildiğim için buradayım. Şimdi gidip o perdenin arkasında, kötünün iyisine meyledeceğim ilk kez, umarım dedim, dilerim buna değer”
biraz da küfrettim,bizleri bu denli seçeneksiz bırakanlara o arada derede.
Sonra çıktım dışarı, okulun bahçesindeki ağacın altına oturdum. İnsanları izlemeye devam ettim ardından bir simit alıp eve gittim. Akşam olmak bilmiyordu uzun zaman sonra ilk defa umdum.
Biri, “hemen Ysk’nın önüne gidiyorum, Sandıkların başından ayrılmayın!”
çağrısı yapıyor.
Diğeri; “Beni jiletle sökerler oradan ancak, sizlerle orada olacağım.” diyor.
İnsanlar, ne kadar süreceğini bilmedikleri bir coşkuyla sandıklara, torbalara üstelik canları pahasına sahip çıkıyor. Her şey o kadar umut verici başladı ki, her yer çiçek sandık. Sahibine hizmet etmeyen, algı operasyonu yapmayan, sahipsiz kalmayı başarabilen tarafsız bir tane televizyon kanalı yok ki AA’nın tepeden indirdiği sonuçlara; “N’oluyor lan!” diyebilsin.
Olduğu gibi yansıtıyorlar ekrana.
Yanlı yama’lı birkaçar kişi de akbabalar gibi üşüşüyor masanın başına. Kim İktidar olanı, olacak olanı daha çok yalayacak yarışı başlıyor onların da arasında. Bütün hünerlerini sergiliyorlar. Midesi kaldıranlar dinliyor, kaldıramayanlar daha az olanlara yöneliyor.

Her neyse…

Sandıklar açılmaya başlandı.
Herkes pür telaş sandık başında, coşku heyecan, umut…
Ruhu yeşerten ne varsa duygu adına, herkes her şeye hakim.
Manüpülasyonlarla dolu, zorbalıklarla, şiddetle, çirkinlikle, hırsızlıklarla dolu bir seçim(!)
Bir yandan Chp Genel Merkez’den, televizyon kanallarına canlı bağlanan milletvekilleri, “başa baş gidiyoruz, AA’nın sonuçları asılsızdır” açıklamaları yapıyor.
Bir yandan, iki muhalif adayın da oy sandıkları konusunda halkı motive eden sözleri dalgalanıyor…

Saat gece yarısını biraz geçti.

“Kokusu burada kendisi yok gel de uyu” durumu söz konusu.

Yardım çağrısı yapanlar, savaş alanına dönen okullarda mahsur kalanlar, kan ter içinde hala geleceğine sahip çıkmaya çalışan insanlar dışında kimsecikler yok ortada.
Yarım saat önce seçimin ikinci tura kalacağını söyleyen, mücadeleye devam çağrısı yapan Bülent Tezcan var bir tek.
Oyunu kullandıktan sonra ortadan kaybolan Kemal Kılıçdaroğlu nerede?

Ysk’nın önünde nöbet tutacak olan Muharrem İnce nereye kayboldu, nöbeti kaç dakika sürdü?

Meral Akşener? O jiletin markası neydi ki, daha Ysk’ya yönünü dönmemişken yerinden kazındı?

Her şey, o adaylara umut bağlamış,onları çıkar yol olarak görmüş olanlar için bu kadar güzelken, o yarım saatlik sessizlik, ortadan kaybolma neyin nesiydi?!
Bilen, gören, duyan yok!
Ulaşabilen yok!

Yazık, insanlar endişeye kapılıp teori üretmeye başladılar, “tehdit ediliyor, eşi tutuluyor, çocukları saklanıyor” gibi.
Milletvekillerine ulaşıyorum onların dahi haberi yok.
Memlekette yarım saatliğine yer yarılıyor da bizimkileri yutuyor.
Recep Tayyip Erdoğan kırkbeş dakika kadar önce balkon konuşmasını önce iptal ediyor, sonra birden bire “Ankara’ya yola çıkıyorum, balkon konuşması yapacağım” diyor.
Herkesin fellik fellik aradığı umut bağladığı Muharrem İnce, İsmail Küçükkaya’ya, “Adam kazandı.” iletisi gönderiyor.

Bu ileti üzerine seçmeni ikiye bölündü, yarısı hayal kırıklığıyla sadece “yazıklar olsun” diyebiliyor, diğer yarısı da, “zorla yazdırıldı, karısı kaçırıldı, iç savaşla tehdit edildi, bizi korumak için yenilgiye zorlandı…” vb. teori üretimine başlıyor, çünkü konduramamıyorlar. Çünkü korkuyorlar hayallerinin kırılmasından..
Çünkü, çünkü…

Bir tivitle golü rövaşata atıyor Sayın İnce, açıklama bekleyen o kadar insanın kalesine,
“Bugün 12:00’de açıklama yapacağım.”

Şahsen ben buz kestim. Bu kadar duygusuz, bu kadar soğuk olunamaz.
Millet ancak bu kadar muhatap alınmazdı!
Kendisini, aday olduğu gün itibariyle göstermediği milli hassasiyet gerektiren bazı konulardan dolayı eleştirdim, yaptığı yanlış eylem ve pervasız söylemleri konusunda daha da ağırlaştı eleştiri dilim.
“Ekmek yediği kaba pisleyen” olmakla da itham edildim, sözlü saldırılara da maruz kaldım, tehdit de edildim. Ne kadar çirkinleşilirse o kadar çirkinleşildi de ses etmedim.
Ama bu başka bir şey, bu bambaşka bir ihanet!
Meydanlara milyonları toplayan adam, halkın duygularını okşayıp okşayıp, bir kısa mesajla(ileti) “bitti” diyor.
Üstelik haberi de arkadaşıyla yolluyor.
Ben böyle bir ortada bırakma görmedim!
Kabullenemiyorum evet!
Evet Sindiremiyorum doğru!
Çünkü, benim babam felçli karısını
on-onbeş bin nüfusluk bir ilçenin imkansızlığında, kucağında taşıyarak sandığa götürüp “bir oy, bir oydur” deyip hanene artı bir yazdırıyorsa sen bu kazığı ona atamazsın!
Ne ona, ne de onun gibi sana inanan, güvenen, gecesini gündüzüne katarak çalışanlara..
Ben utandım senin yerine ben! Ve benim canım yandı onların yerine!
İki gün geçti kalem oynatamadım üzüntümden. O insanların yüzündeki hayal kırıklığını görmenizi isterdim ikinizin de!
Hakkınız yok çünkü göklere kadar çıkarıp, birden aşağı bırakmaya o insanları!
Bunu kabullenemiyorum ben, bunu yediremiyorum!
Ertesi gün çıkıp bir de utanmadan, satıldıklarına ihtimal vermedikleri için, konduramadıkları için teoriler üretenlere “şizofren” dedin!
Yazık ettin…
“Satıldıklarına ihtimal vermedikleri için…”
Evet satıldıklarına!
Evet sattı!

Muharrem İnce’nin, o yarım saatlik siyasi sorumsuzluğunun nedeni basın açıklamasında jest ve mimiklerine oturmuştu. Çok net söylüyorum, “ona inananları, gece gündüz demeden çalışanları, genel başkanlık pazarlığı sonucu sattı!”
Hoş yakında unutulur bu ihanet de,genel başkanlığa alkış tutulur bilirim bu da olur, ama unutmayacak olanlar da olur, nasıl olsa birileri de bütüne bakarak olur!
Bu ülke şimdi mutlak monarşiye gebe, yakında eyaletler olarak doğuracak.
Ve teröristler artarak girdikleri mecliste mitoz bölünecekler.
Çocuklarımızın veballeri, onların yarınlarını peşkeş çeken herkesin üzerinde!..
Ama biz yine pes etmeyeceğiz, daha çok geleceğiz, daha çok olacağız, daha çok mücadele edeceğiz!
Mustafa Kemal gibi…

Ha bu arada,
Hanımefendiden hala ses yok.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.