Aykırı Medya

Ben beyaz giymem ki

Ben beyaz giymem ki
Emrah Atasoy
Emrah Atasoy( emrahatasoy@aykiri.com.tr )
62
11 Haziran 2018 - 21:45

BEN BEYAZ GİYMEM Kİ!

Yeni bir güne uyanıyorum. İçimde tanımlayamadığım tuhaf bir hisle.Tarif edemiyorum.

Sevinç mi ?

Hüzün mü?

Endişemi ?

Umut mu?

Şefkat mi?

Öfke mi? … Tanımlayamıyorum. Hava kapalı, güneş yok. Off! Ne de çok uyumuşum, kafam kazan gibi ve dilim damağım kurumuş. Bense pencereden seyre dalıyor sıkıntımı kovalıyorum.

        Dışarıda herkes neden telaşlı ? Herkes nereye koşuyor ? Bu acele niye ?

Çocukluğum geçiyor gözümün önünden, eşeğe biniyorum, tarla da kertenkele kovalıyor, kavun kesip bağda üzüm yiyorum. Delicede (dere)balık tutup kum ve balçık içinde yürüyorum.Çamura batıyorum.

Kış oluyor ve yeni yağan taze karı adımlıyorum. Karda kuşlara tuzak kurup sığırcık avlıyorum. Ellerim üşümüş, yüzüm kızarmış ben durmaksızın yürüyorum. Ayağımdaki kara lastiğin deliğinden kar suyu dolmuş, parmaklarım sızlıyor ve ben baştan ayağı üşüyorum.

Ezber yapıyorum okul sıralarında, kopya çekiyorum, terliyorum,okuldan kaçıyorum.İlk sigarasını öksüre öksüre çeken arkadaşımın yüzüne bakıyorum.

Hayal denizinden çıkıp pencereme geri dönüyorum ama hala içimde o tuhaf his! İçimden söküp atamıyorum. Yeniden hayaller perdeleniyor gözlerimde.

Aşık oluyorum.Bulutların üstünde geziyorum. O’nun sesini duyuyorum. Kalbim küt küt, heyecandan öle yazıyorum. Üniversiteye gidiyorum uzak diyarlara ve eylemler görüyorum savaş gibi! Ve askerler geliyor manga manga. Megafonda komutanın sesi ”dağılın gençler !”

Öğrenciler, askerler ,rektörler, gazeteler, şovmenler, şovanist siyasiler…

ülkem sirke dönmüş böyle geçti seneler! Boğuluyorum, yok yere birbirini dişleyen gençlerin arasından sıyrılıp Van gölüne uzanıyorum. Süphan’ı arkama alıp maviliği seyrediyor ve Van gölü ufuklarında Ercişlinin sazından Selbinaz’ın aşkını yudumluyorum. Sodalı su üstünde taş kaydırıp Süphan’a, Nemrut’a, Artos’a kafa tutuyorum.

Tekrar dönüyorum nefesimle buğulanan penceremin önüne. Heyecandan nefes nefese kalmışım burnumdan soluyorum. Hala güneş yok, hala her yer karanlık! Bir bardak su içiyorum. Bir bardak daha bir bardak daha… ama yok oluyor hala içim alev alev yanık.

Bak işte gazetemde gelmemiş bugün, bu aksilik neden ? Sanki herkes her şey hatta zaman bile durmuş da sadece ruhlar telaşlı. Geç kalıyorum. Apar topar giyinip kendimi dışarı atıyorum. Kimse dikkat etmiyor bana, herkes kendi zihninde hapis. Hep böyle değil miydi zaten, hep böyle bencil ve hep böyle şaşkın insanlık!

Yürüyorum alaca karanlık caddelerde, kalabalıklar arasında yürüyorum. Van’da bir kahvaltı yapıyorum otlu peynir tadında. Ankara’nın beton kokan ”Karanfilli” sokağında geziyor yeteneksizliğime aldırmadan bir sokak çalgıcısına içimden geldiği gibi eşlik ediyorum. Konak meydanın da gevrek simit kemirirken Egenin dingin yüzünde güneşin batışını seyrediyor, Bozdoğan’da tahinli pide üstüne Madran gazozu içip taze incirin tadına bakıyorum. Kaldırım boyunca uzanan portakal ağaçlarından çaktırmadan bir tane koparırken turuncun tadına ilk defa bakmış oluyorum.

Çorum Ulu Cami’ninde namaz kılıp Pirbaba çamlığında semaver sipariş ediyorum. Yudumladığım her nefeste ağzımdan tanımsız bir tat yayılıyor zihnime.

Bu duygu kavramış bedenimi kelepçelemiş ruhumu. Bu halden kurtulmak için kaçıyorum. Ülkeler geziyorum, kitaplar devirip filmler seyrediyorum. Kırlarda bayırlarda dolaşıyorum. Denize girip balık tutuyorum. Bir mezra köyünde 26 hayatı tek sınıfta birleştiriyorum. Tayin oluyorum, tayin oluyorum, tayin oluyorum  ve ders anlatıyorum ülkemin 4 bir coğrafyasında . Aşık oluyorum aklımı hapsediyorum kalbimin en karanlık zindanında. Ne garip şeymiş bu! Acı, tatlı, ekşi, mayhoş, sevinç, korku, ve hüzün…tüm tatlar ve tüm duygular birikmiş dudaklarımda.  Sonra neden tüm insanlar çıldırıyor,üzülüyorum. Filler! Ah o şuursuzca tepinen bencil devler!  Her yanda ezilmiş taze çimen kokusu. Filler ve çimen. Neden her zaman mağdur olan mazlum zavallı çimen? Bir yaz akşamı yine tepinince filler ezildi en acımasız şekilde çimenler. Kahroluyorum!Hain damgası yiyip, görevden atılıyor, hapis yatıyorum. Bak yine sıkıştım 4 duvar arasında. M tipi bir hücrede  jiletli teller arasında nemli bir duvar dibine çömelip melamin bir tabaktan yemek yiyorum. M tipi bir esarette Melamet hırkası giyip, Erciyes eteklerinde ağ geline Asiye türküsünü söylüyorum. Sevgi, aşk, mutluluk, acı, öfke, hüzün, merhamet… Durun bi dakika! Neden kuşatılıyorum?

Kaçıyorum, kaçıyorum yine kurtulamıyorum. Birden uyanıyorum.

Huuuu!

Kabus muydu bu şimdi?

Amma terlemişim.

Ahhhh kafam!

Başımın üstünde duran bu tahta da neyin nesi?

Ya üstüme dökülen bu toprak!

Beyaz da neyin nesi !

İyi de BEN BEYAZ GİYMEM Kİ!

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.